KAMU TAŞERONLARI- KIDEM TAZMİNATI FONU- TEKLİ YETERLİ GÜVENCE SEÇİMİ

Kamuda çalışan tüm personelin toplamı Devlet Personel  Başkanlığı  (http://www.dpb.gov.tr/tr-tr/istatistikler/kamu-personeli-istatistikleri)   31.12.2016 tarihli verilere 3.341.049 personelden  işçilerin sayısı 85.230 sürekli işçilerden, 10.584 geçici işçilerden oluşuyor.

Kamuda  ihaleli işlerde çalıştırılan taşeron işçilerinin sayısı ise 750.000 kişi civarındadır.

Ağustos 2016 verilerine göre zorunla 4 a sigortalısı olanlar 14.059.476 olarak açıklanmıştır (SGK verileri). SGK verilerinde yer alan zorunlu 4a sigortalılarının ev hizmetlerinde çalışanlar, iş kanunu kapsamında olmayan işyerleri (3 ten az işçi çalıştıran esnaf işyerleri) gibi işyerleri dışlandığında 10 milyon işçinin kıdem tazminatı kapsamında olduğu söylenebilir.

6552 sayılı yasa ile getirilen düzenleme  ile artık kamudan ihale ile alınan işlerde çalışan işçiler bakımından kamunun kıdem tazminatından sorumluluğu düzenlenmiştir. Kıdem tazminatı ödenen kişiler bakımından yaklaşık % 10 luk bir kıdem tazminatı ödeme-tahsil edilememe  riskinden kurtarılmıştır.

Toplam çalışan 4a sigortalılarından kıdem tazminatına hak kazanacak işçiler on milyon kişi kabul edilse dahi kıdem tazminatı hak kazanmak için koşullar bir çok işçi bakımından oluşmamaktadır.

Son zamanlarda geliştirilen ikale yöntemi ile taraflar anlaşma yolunu seçerek işi yargıya bırakmadan çözmektedirler.

Bir kısım çalışanlar ise kıdem için gereken 1 yıl koşulunu tamamlamadan veya kıdem tazminatı almayacak/alamayacak şekilde işle bağlarının kopması  nedeni ile kıdem güvencesinden yararlanamamaktadırlar.

Her yıl yüz bin işçi tarafından kıdem tazminatı istemli dava açılmaktadır. Ortalama kıdem sürelerinin 5 yıl gibi olduğu varsayıldığında, sürekli kıdem tazminatı sorunu yaşayan veya yargıya taşıyanların sayısının 700-800.000 kişi olduğu söylenebilir.  Ancak bu kişilerin haklarını arayan grup olduğu haklarını aramayan grupların bu sayıdan daha az olmadığını, iflas eden, kapanan işyerleri işçilerin verilen her tutarı kabul etmek zorunda kalmaları nedeni ile zamanında ve yeterli bir şekilde kıdem tazminatı hakkına kavuşamayan kişilerin sayısının 2.000.000 kişi olduğunu kabul etmek daha gerçekçi bir benimseme olabilir.

O halde 5.000.000 kişilik bir grup bakımından kurumsal işyerlerinin söz konusu olduğu kıdem tazminatlarının ödendiği, işten ayrılma nedeni ile kıdem tazminatı alamayanların kıdem tazminatı alabilenler kadar olduğunu (işyeri değiştirme sıklığıXkişi sayısı ve yoğunluk nazara alınarak) söylemek yanlış olmayacaktır.

Kamu taşeronlarında çalışanlar bakımından güvence getirilmeden önce yargıya yansıyan işlerin en az üçte birlik grubun kamu alt işverenleri olduğunu söylenebilir. O halde kıdem tazminatının ödenmesi için yargı yoluna başvuranların yaklaşık üçte birlik kesiminin sorunları 6552 ile çözülmüştür. Kalan kıdem tazminatı mücadelesini yargıda sürdürenlerin sayısı ile sırf işten ayrılma, süreyi doldurmadan işten ayrılma gibi nedenler ile kapsama giremeyenlerin sayısı ise kıdem tazminatı alanlar kadardır.

O halde şu sonucu söylemek zor değildir.

Kıdem tazminatı için yargı yolu ile hak arayan kişilerin üçte birinin sorunu çözülmüştür. Kıdem tazminatı fon tartışmaları sürerken bu husus gözden uzak tutulmamalıdır. Dava açanlar ise fon güvencesine gelecek yıllarda kavuştukları ölçüde yargıya başvuru azalacaktır. Fon ile halen kıdemden yararlanamayanlar kapsama  alınırsa kıdem tazminatı ile hedeflenen iş sonu güvencesi  algısı değişecektir. Kıdem tazminatlarının işverene bağlılık ve sadakat yükümlülüğünü fiilen artıran etkileri sona ereceğinden iş ilişkileri daha gevşek bir yapıya kavuşacak, işçi işveren bağını koruyan, en az kıdem tazminatına benzer bir bağımlılık getiren fiili yöntemler geliştirilecektir. Örneğin yasaya aykırı olmasına rağmen  ücretten teminat amaçlı kesintiler, belirli hakların işverenden  hapis olarak tutulması, işçilerden karşılıksız  borç senedi  alınması gibi uygulamalar yaygınlaşacaktır.

Kıdem tazminatı fonunun varlığı kıdemi tazminatının kapsamını genişletecek olsa da kapsama giren kişilerin temel telaşı paralarının erimemesidir. Fon varlıklarının işlevsel hale getirilmesi kadar, yapılacak ödemelerin  en az tutarlarının düzenlenmesi  de beklentileri  kısmen cevap verecektir. Örneğin kıdem tazminatı fonuna aktarılan tutarlar asgari ücretin artışından daha az artamaz, SGK aylık-toptan ödeme güncelleme rakamlarından az olamaz gibi güvencelere bağlanmalıdır.

Kamu taşeronlarında çalışan işçilerin kıdem tazminatından kamunun sorumlu hale getirilmesi genel olarak yargıya taşınan işleri üçte bir oranında azaltmıştır. Bu güvence fonun önündeki engellerden önemli bir kısmının kaldırıldığı anlamına da gelecektir.

Türk İş Hukukunda çoklu iş güvencesi haklarının üst üste bindirilmesi-iş içe geçirilmesi ve sürekli olarak tekli daha iyi bir güvence yerine çoklu yetersiz güvenceleri içinde taşıması nedeni ile gerçekte yapılması gereken yeterli tek bir güvenceye yönelmek olmalıdır. Örneğin ihbar veya vasıflı hali kötüniyet tazminatı, kıdem tazminatı, sendikalılar için sendikal tazminat, işe iade tazminatları, işsizlik sigortası ödemeleri  hep benzer  amaçlara yönelik ve belirli  zaman dilimleri içinde belki de her 10 yılda işçiler lehine getirilen düzenlemelerdir. Geleneksel kıdem ve ihbar tazminatlarından sonra  işsizlik sigortası ile kıdemi/ihbarı  ödenen süreler arasında bir bağ kurulmaz iken, işe iade tazminatları ile işsizlik sigorta ödemeleri biri varsa diğerinden indirilmek sureti ile ( işe iadeyi kazanan, işsizlik süreleri için aynı süre ödemelerini  İŞ-KUR’a iade eder) işlem  görmektedir.

Sonuç olarak yeterli güvenceler sağlanmalı ve yetersiz çoklu güvence sisteminden vazgeçilmelidir.