YENİ ANAYASAL SİSTEM EYT ÜZERİNDEN TEST Mİ EDİLİYOR ?

TBMM’de bu gün EYT ile ilgili ne oldu.

İyi parti tarafından Meclis Araştırması istenildi. Bu oylandı ret edildi. Şu yapılmadı EYT’ye takılan emekli olsun diye bir kanun teklifi gelmedi.

Meclis Araştırması yapılsa idi ne olacaktı. Araştırma sonucunda yasal düzenleme, etkileri varsa yönetim (Hükümet) kusurları incelenip bir sonuca varılacaktı.

Peki kabul kararı verilse idi bu arada gelebilecek kanun teklifleri görüşülebilecekmiydi ? Muhtemelen araştırma  bitsin, sonra yasal düzenleme görüşsün denilecekti. Yani olası bir kanunlaştırma işleminin önündeki belki de ilk engel dolaylı bir şekilde bu şekilde aşılmış oldu.

Yani süreç daha uzun bir evrelemeden daha kısa bir sürece dönüşmüş oldu.

Gerçekten yeni Anayasal sistem bir ölçüde EYT üzerinden test ediliyor. İyi parti araştırma isteminde bir sonuca ulaşamasa da; MHP üzerinden parti denetiminin kendiliğinden harekete geçmesi ile grup başkanı bakımından bir değişime neden oldu.

EYT bitti mi, hayır aksine yolu açıldı bence, bu defa CHP veya EYT taraftarı milletvekillerince kanun teklifi şeklinde getirilebilecek. Ama Meclis Araştırması yöntemi ile olmaz ret cevabı yerine bir yoklama çekilmiş oldu. Bu aşamada TBMM’den kanun çıkmaya yeter sayının olmadığı görüldü, yine yeniden kanun teklifi gelemez mi, tabii ki, yani taraftarları umudunu yitirmesin (kişisel fikrimiz EYT’den işsiz kalanlara emekli yerine sınırlı miktar uzun süre işsizlik sigortası desteği şeklindedir).

Varsayalım TBMM’den bir EYT kanunu çıktı, Başkanlık makamınca TBMM’ye görüşülmek üzere geri gönderilebilecektir.

Yasal düzenlemelerin hep bir mayın tarlası kısmı vardır. Örneğin genel af gibi işlem görmesi arzulanan ceza infaz koşullarının değiştirilerek tutuklu ve hükümlülerin ceza evlerinden tahliyesinden bir çok arzu edilmeyen suç faili de bırakılmış olacak, sırf bu mayınlar güçlü bir iktidar olsanız bile teklifin sahiplenilememesine neden oluyor.

EYT’nin ise mayınlı alanı ise KHK ile ihraç edilen personel. Bunların sayısı yüz binden fazla, bir kısmı yaklaşık % 15’i emekli oldu, EYT çıksa bu gruptan en az % 20’lik bir kesimde hemen emekli olabilecek durumda, maalesef sistemimizde sosyal güvenlik hakkını (emeklilik) hakkı sadece vatandaşlıktan çıkarılma halinde sınırlanabiliyor. Bunun dışında mevcut bir sınırlama yok. Hangi suç olursa olsun, faili emekli olabiliyor. İşte EYT’den yararlanacak belki de 30.000 kişi civarında kamu görevinden çıkarılan memur,işçi, sözleşmeli personel var.

Kanaatimizce kırmızı çizgi olmalı ve bir sınırlama ile bu grup dışlanabilmelidir. Olası bir EYT halinde “Kamu hizmetlerinde çalışmış olan sigortalı/iştirakçilerin kanunun çıktığı tarihte  kamu görevinde olmaları halinde bu hükümden yararlanabilir.” istisnası ile  mayınlardan birini etkisiz hale getirmiş olacaktır.

ŞEHİR EFSANESİ SÜRÜYOR MU? ÇALIŞTIKÇA AYLIKLAR AZALIR MI ?

Çalıştıkça aylıklar düşer şeklindeki şehir efsanesi alıp başını gitmişti.  Bunun değiştiğini, artık bilgi yenilemek gerektiğini tekrar edelim.

Bu değişimin temelinde özellikle 2016 asgari kazanç-ücretin % 29 civarında artması yer alıyor. Her biri iki alt örnek taşıyan üç örnekle teyit edelim.

(Hesaplamalarda sigortalının bakmakla yükümlü olduğu kişisi olduğu varsayılmıştır)

             1. Örnek 

-Tam 25 yıldır sigortalı-tamamı asgari kazanç 1.11.2018 de hazır aylığı ek ödeme dahil 1.387,67 TL.,  Aynı  kişinin  son bir yıldır SSK’lı işte çalışmadığını varsaydığımız 24 tam yıl ile ek ödeme dahil aylığı ise 1.359,59TL  son bir yıldır en azdan olsa da prim yatırmayan kişi  28,08 TL aylığını daha az alacak.

           2- Örnek

              –Sigortalımızın bu defa 5.400 gün yani 15 tam yıl ile emekli olsun ve biz hizmetlerini tam eşit şekilde aylık bağlama dönemlerine göre  1.800 gün 2000 öncesi, 1800 gün 2000-2004 ve 1800 günde son 5 yıla vererek yapılan hesaplamada  ek ödeme dahil 1.304,15 TL aylık alınabilirken,

Aynı kişinin son bir yıldır asgariden prim yatırmaması halinde 14 yıl 5.040 ile aylığı ek ödeme dahil  1.343,13 TL  olmakla bu defa  az günü olan kişilerin emekli aylıkları özellikle 2000 öncesi günlerinin fazla olması halinde azalabilmektedir. Örnekte  1.343,13- 1.304,15= 38,98 TL daha az olabilmektedir.

            3. Örnek

-Sigortalımızın bu defa 21 yılı yani 7.560 günü olsun, yeni yukarı örnekler gibi dönemlerine eşit dağıtalım (2000-2008 aralığı için baştan, 2008 sonrası için sondan) yaşlılık aylığı tutarı  1.337,31 TL olmaktadır.

Aynı sigortalının sondan bir yıl eksik günü olması halinde ise  sigortalımız bu defa 20 yıl sigorta ile emekli olsun ve yine dönemlerine bir önceki sistemle eşit dağıtalım  ile  ek ödeme dahil 1.320,55TL olduğundan,

1.337,31-1320,55 =  16.76 TL daha çok primi olan daha çok emekli aylığı almaktadır.

Sonuç olarak  7200 günden sonra kayıplar ortadan kalkmakta, aksine artış meydana gelmektedir.

Sistemin uzun süreli çalışmayı özendirdiği doğrulanmış olmaktadır.

(Bütün koşullarda aylık ve kurgusal aylık -içinde borçlanma veya hizmet dışlaması olan seçenekler manul olarak hesaplanmadan varılacak sonuçlar ezbere olmaktdır. Yapıp doğrulamak gerekmesi bir uzmana ihtiyaç göstermektedir.)

EYT SORUNMUZ MU VAR,YOKSA ÇALIŞMA YAŞAMI DAHAMI İYİLEŞTİRMELİ ?

Bu gün EYT Derneği ile CHP emek kollarının Türkiye Barolar Birliğinde gerçekleştirdikleri etkinliğin ikinci bölümünü dinleme şansına eriştim.

Öncelikle EYT’nin daha sağlam bilgilerle yere bastığını görmek mutluluk verici idi. Örneğin EYT sorununa 19 yıllık denilmesi ve sorunun 1999 yılında başladığını belirtmek yasal düzenlemeler ile örtüşüyor.

Ancak ülkemizin EYT sorunu mu var yoksa sosyal güvenlik sorunu mu var bunu düşünmeden edemedim.

EYT emeklilikte yaşa takılanların eski sigortalılara nazara daha geç yaşta emekli olmaları.

Aksi görüş ileri sürülse de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sosyal güvenlikten doğan hakların  ölçülü olmak suretiyle daraltılabileceğini kabul ediyor. Almanya- Fransa gibi  ülkelerin dahi emeklilik yaşının artırılması karşısında bizim hala daha geride olmamıza rağmen  EYT için erken emeklilik taleplerinin sosyal güvenlik sistemimizi bozacağını kabullenmeden çözüme razı olamayız.

EYT’nin kabulü öncelikle  var olan emeklileri mutsuz edecektir. Pasta bir tane, emekli sayısını artırmak, sosyal güvenlikte en iyi ihtimalle iyileştirmenin önüne  geçecektir. EYT 1 yıl olsa bayram ikramiyesi gelmezdi mesela veya emekli aylıkları reel olarak daha az artacaktır.

Öncelikle emekli aylıkları yeterli midir?  Şöyle bir hesap yapalım 1998 yılında 1 gün sigortası olup halen 60 yaşında olan ve 1 Ekim 2008-29 Ekim 2018 arasında 3.599 günü olup tamamı asgari kazançtan bildirim yapılan 3.600 günle SSK yaşlılık aylığı yaşlılık aylığı alan kişinin bekar olması halinde  Ek ödemeli 670 TL olurken,  bakmakla yükümlü olduğu kişi var ise 759 TL olacaktır. Bu kişinin 2008 ve öncesi günleri çoğaldıkça asgariden aylığı artmış olacaktır. Bu veri BAĞ-KUR’lular bakımından da aynı sonuçları verecektir.

O halde EYT lileri de özendirecek bir aylık tutarı asgari aylık tutarı olmalıdır. Asgari aylığa ilişkin kurallar mevcut halinden son asgari ücretin % 35, den % 40 dan az olamaz şeklinde değişirse aylık bu defa 2.029,50*0 ,35= 710*% 4 ek ödeme ile = 738,73 ocak ve temmuz zamları ile 852 TL ,% 40 kabulü halinde ise  973 TL olacaktır. Zaman zaman alt sınır aylıklarını artıran zamlar olsa da, en azı son asgari kazanç üzerinden hesabı zaman zaman müdahaleden kurtaracaktır. O halde ilk öneri bu yönde gerçekleşip daha adil bir yaklaşımla bağlanan aylık sigortalının kendisi için brüt asgari kazancın % 50 sinden az olamaz denebilmelidir.

-Emekli olup aylığını kestirmeden hem emekli aylığı alıp hem çalışın uygulaması nerede vardır. İşin doğrusu ya emekliyi ya iş yaşamını seç olmalıdır. Bu seçim 65 yaşından önce kullanılamamalıdır.

-Ölenlerin eşleri, kızları 2,3 dosyadan aylık almaya devam etmektedirler. Kimse dur dememektedir. 2. ve sonraki dosyalardan alınan aylıklardan ilk aylıktan sonrakiler zamsız ödenmeye devam edilmeli ve 10.yılın sonunda ölenlerden tek emekli aylığı alınabilmelidir. Kendi aylığı ile sadece ölen eşten aylığa izin verilmelidir. Buraya akan paralar hem EYT’nin, hem mevcut emeklilerin heba olan kaynakları değil midir? Çift aylık alanlar sosyal güvenlik kaynaklarını tüketmiyor mu?

– Sizce ölen sigortalılardan kaçının eşi ve babası ölüm aylığı koşulları gerçekleşmediği için hiçbir hak elde edememiştir. 1000-5000, elli bin çıkın yukarı çıkın, buna çözümü olan var mı, yoksa elimizi SGK kasası yerine kendi cebimize sokup her ay yardım edecek kadar zengin mi,

-EYT’den  önce engelli haklarını kullanıyor muyuz? Örneğin iki konuşmadı hasta idi işten ayrıldım demişti, sahi vergi indirimi ve engellilik hakları iyi kullanılıyor rmu? % 40 tan az engelli veya vergi indirim raporları bir işe yarar mı?, Mesela 1 gün önce, 5 yıl önce ilgilisini emekli eder mi? Kurallar neden bu kadar katıdır. % 35 engellilik bir işe yaramaz mı ? Bunu değiştirmeye talip bir irade varmıdır?

-İlk işe giriş bildirgesi verilip, 1 günü olmayanlara, 1 gün sigortalılık veren bir düzenleme kabul edilmiş olsa EYT’li sayısı 50  bin mi azalır 150 bin mi ?

-Kadınlara sigortalılık öncesi doğum borçlanma hakkı verilmesi EYT sayısını 300 bin-500 bin azaltır mı ?

EYT sayısı azalır diye mi bu konular öncelenmez, nedir hikmeti.

-EYT kaynağı sosyal güvenlik değil de işsizlik sigortası olsa, daha uygun bir uzlaşı ortamı olamaz mı,

-Sosyal güvenlik hakikaten bir asgari bir güvence veriyor mu. Bu sorunun cevabı sağlık hakkı bakımından evet olurken aylık tutarı bakımından yeterli olamıyor. Yeni sistem asgaride çok fazla geriye gidişe neden oluyor. Asgari aylı artarsa bir nebze sorun hafifliyor. Ancak yeni sistem üst aylıkta müthiş bir tutar veriyor.(35 yıl tavan için SSK yaşlılık aylığı 6.500 TL), (Ancak  eski sistemle aylık bu tutarın yarısından daha az bir aylık alınabilmekte),

-Emekli BAĞ-KUR’lu aynı durumdaki çalışan SSK emeklisi iş kazasından yararlanma hakkının zerresi size var mı?

-Çalışma yaşamından kayıt dışılığı kaldırıp atan,  hem günden hem kazançtan hiç kaçak olmasa, eksik gün derdi, eksik aylık derdi tümden kaldırılan bir evrilmeyi sahiplensek, iş alanlarını, üretimi artırsak, sosyal güvenlik sorunlarını, çalışma yaşamında bizbize işçi-işveren ürettiğiniz sorunlardan vergi ve sosyal güvenlik lehine davranarak vazgeçsek, sonra EYT yahut tüm mağduriyet oluşan sorun gruplarına dönsek, adım adım veya bütüncül bir yaklaşımla, iş ve geçim imkanları sunsak, ister kaynağı İŞ-KUR, ister sosyal yardım ama insan onurundan eksiltmeden, sosyal devlete yakışır var olanı daha üst seviyelere çıkaran çözümlerde  buluşsak daha  iyi olmaz mı?

EYT sorunu yaşayan arkadaşlara şunu sormadan edemiyorum.

-Hiç sigortasız çalışmam dediniz mi?

-Sigortam eksik dediniz mi?

-Hastayım neden erken emekli olamıyorum denediniz mi?

-Sosyal güvenlik ülkemizde sadece kendimizden gelmiyor ki, eşten, anne-babadan da geliyor, biz geç emekli oluyorsak, onların iyi emekli aylık tutarlarını nasıl kurgularız sorguladık mı? Bir sosyal güvenlik uzmanından, bilen birinden destek almayı denedik mi? Emekli zamanımız bile gelmiş geçmiş olabilir mi?

EYT’ye yine de teşekkür ediyorum. EYT ile birlikte tüm çalışma ve sosyal güvenlik yaşamı sorunları bir kez daha yeniden yeniden dile geliyor. EYT çözüm bulur veya bulmaz,artık sosyal güvenlik tartışma alanından çıkıp siyasi alanda vücut buldu. Ben Sosyal Güvenlik Uzmanıyım diyen konuşmacılardan Özgür Erdursun beye ayrıca teşekkür ederim.

OLASI EYT FORMÜLLERİ

Çok taliplisi oluştu EYT’nin;

Ekonomik koşullar çok iyi dahi olsa, emeklilikte yaş beklenmeli, Türk Sosyal Güvenlik Sistemi çalışandan kestiği primi, emeklisine ödeyerek kendisini finans etmeyi sürdürüyor. Bir anda çalışanların (örneğin emeklilik) azalması, ekonomik krizlerde çalışan sayısının azalması veya uzun vadede  emeklilerinin sayısının azalması, emeklilerinin sayısının artması sistemi zaten sürdürülemez hale getirecek, aynı şekilde genç nüfus artış hızının sürdürülmesi ve çalışan sayısının emekli sayısına göre artması da zor görünüyor.

Oldu ya EYT geldi;

-Şartları olmalı;

Örneğin emekliliğe kalan süre kadar süreyi borçlanarak yaşı beklememe seçilebilir. Örneğin Ayşe hanımın emekli yaşı 58 olsun halen 50 yaşında 7200 günü olsa da  kalan süre olan 8 yılı borçlanarak emekli yaşını doldurmuş sayılabilir. Borçlanma bedeli asgari kazançtan kabul edilerek 8 yıllık tutarı, memur ise emekli ikramiyelerinden kesilerek ödenebilmeli, borçlanma talebi işçiler yönünden kıdem tazminatı ödenme sebebi sayılarak, borçlanma tutarına kadar, işverenin sorumlu olacağı kıdem tazminatı tutarını geçmemek üzere işverenin doğrudan SGK’ya ödenmesi yolu seçilebilecektir.  Bağ-Kur’lular bakımından  kendileri tarafından emeklilik öncesi ödenmiş olmalıdır.

Ekonominin zorlandığı bu günlerde bu seçenek cazip ve bir uzlaşı noktası olarak düşünülebilir. Ancak günü dolmuş kadın ise 20 erkek ise 25 yılı dolmuş her sigortalıya, bağlanacak aylıkların emeklilik için beklenmesi gereken her yıl için 5 puan eksik ödenmek ve bu eksik ödeme normal emekli tarihinden itibaren 2 yıl daha devam etmek üzere bir seçenekte düşünülebilir. Örneğin memur aylığı 2.000TL alması gereken aylıktır, emekliliğe 6 yıl vardır. 6 yıl* 5 puan= 30 puan bağlanacak aylık % 30 eksik olmalı yani 1.400TL ödenmeli ve 6+2 yıl % 30 eksik aylık ödenmelidir.

Kim ne kadar fedakar, bu süreçte göreceğiz.

Ancak özellikle kamu işyerlerinde bekleyen EYT’lileirn bir çoğunun iktidar partisine oy vermeyen kişiler olduğu, bir başka deyişle  önceki yönetimler döneminde göreve başladıkları, emekli olmaları halinde bu defa iktidar partisinin kendi seçtiği kişileri işe başlatacakları iddiası yıllarca bir iddia olarak dillendirilecektir.

Ancak yurtdışıda yaşayan emeklilerin, aylık tutarlarının bir yaptırıma maruz bırakılması, örneğin yurt dışında bulunduğu dönemlerde yarı nispetinde ödeneceği gibi bir kural  sosyal güvenlik –ülkede  yaşama arasında bir sıkılaşmaya yol açacaktır.

11.YILINDA 5510 (SOSYAL GÜVENLİK KANUNU) (2)

Bütün dönemlerde sosyal güvenliğin vazgeçilmezliği ilkesi vardı;

-Ancak bütün dönemlerde süresinde tescil edilmeyen BAĞ-KUR’luların geçmiş hizmetleri tescil edilmemesi 5510 sayılı kanunla da bir kez daha geldi. Meşhur BAĞ-KUR milatları yani, Bu sınırlama sonuçta zamanında tescil yaptırmamış binlerce BAĞ-KUR’lunun yaşı gelmesine rağmen emekli olamamasına yol açtı.

Bu grup her zaman ve şimdilerde artan bir umutla, vergi ve meslek kuruluşlarına kayıt dönemlerini geçmişe yönelik tescil hakkını elde etmek istiyorlar. Doğrudan bu grubun hakkı tanınırken, tümünü değil diledikleri süreyi tescili isteme hakkı da yararlı olabilecektir.

-Davalarda eskiden özellikle hizmet tespit davalarını açınca takip etmemek mümkün değildi, son zamanlarda yargı bunun haktan vazgeçme değil, ileride dava açmak mümkün olacak şekilde feragat ve takip etmeme imkanı verdi.

-Kısmi ihya imkanı verilmemesi mağdur ediyor.

Örneğin sigortalının 1984-2018 haziran  arası tescilli ama hiç ödenmemiş BAĞ-KUR hizmeti var, 34 yıl yani, sigortalı gelmiş 60 yaşına kendisine 15 yıl yetecek ama ille de tam ihya 34 yılı ödenecek diyor. Davasız kısmi ihya imkanı tanınsa faydalı olur.

 

-Yurtdışı aylık her yönü ile bağımsızlaştırılmalıdır.

Sadece borçlanma ve süre seçimi yönünden 3201 uygulanıyor. Kalan kısmı aylık bağlama, hak kazanma hep diğer kanunlara tabi, 3201’e özel bir aylık bağlama sistemi olmalı ve eskilerde bu sisteme kademeli geçişle geçmeli.  Örneğin emekli yaşı kadın 58 ,erkek 60  aranan hizmet en az 20 yıl olmalı ve her hizmet yılına 2,5 çarpan olan bir ABO uygulamasına geçilmeli.

Eksik kazanç  bildirimi daha kolay yollarla tamamlanabilmeli;

Geleceğin çok sayıda ihtilafı günü tam, kazancı eksik sigortalılarının veya hak sahiplerinin talepleri olacak, senetle ispat arayan kararlar  var, daha müsamahalı kararlar var, bir geçiş dönemi ile eksik kazanç bildirim, beyanı,tespiti kolay olmalı, cezası az, primi ihya gibi güncele oranlı ancak faizsiz olabilmeli, iyi sosyal güvenlik alışkanlık ve haklarına giden yolculukta bir seçim şekli olabilir. Yeni denetim yöntemlerinin bulunması da elzemdir. Çokça konuşulup halen uygulanamayan meslek ve kıdemlere göre ayrı ayrı belirlenecek asgari kazançlarda birer yöntem olarak güzel duruyor.

-İlahi SGDP ;

SGDP’nin zaten gelişi bize özgüydü bence yanlıştı, çalışırsan aylık kesilir olmalıydı, buna sebep olan yanlış erken emeklilik idi, erken emeklinin yeniden çalışma yaşamına dönüşünü engellemenin, istihdama katkının bir başka yoluydu belki SGDP, ve SGDP’yi tutamadık gitti. Önce BAĞ-KUR ile SSK arasında SGDP oran farkı oluştu. Birine 10 diğerine 30, az olan yılda 1 puan artıp giderken, bir şey oldu, buharlaştı gitti, BAĞ-KUR kapsamında çalışmaya devam edene SGDP artık yok dendi. Bunu yaparken SSK veya 4/1(a) kapsamında çalışanlarda ise hiçbir gerileme olmadı, aksine SGDP li 4/1a lı içi ödenen prim 5 puanlık hazine teşvikinden yararlanamaz, yani emekli çalışan maliyetlidir. Ehh millet işini biliyor, o da gider hiç sigortasız çalışır, çalıştırır, Allah kaza bela vermesin iş kazası/meslek hastalığı dışında bir daha aylık/gelir için SGK’ya başvuru yapacak değil ya. Aslında iki küçük dokunuş yeterdi 4a SGDP’sine 5 puanlık teşvikten yararlanır ve 30 değil  örneğin % 24 uygulanır dense, Anayasa Mahkemesine kadar gidebilecek bir eşitliğe aykırı uygulama biraz olsa dizginlenebilir. Bir başka yöntem olarak 4/1b için SGDP kalkarken diğer yandan  emeklilerden bu kapsamda sigortalı olması gerekenlerden en azından  ek ödeme kaldırılır. Çalışma sona erince yeniden ek ödemeye devam edilebilirdi. Gelinen  noktada emekli 4/1a kapsamında çalışırken kaza geçirirse yeni bir dosyadan ödeme hakkı elde ederken, 4/1b li bu imkandan tümden mahrum kaldı. Salt bu hak için bütün emeklilerin çok fazla prim ödemesine gerek var mı, sorusunda prim/yarar arasında bir yakınlık görmek, hissetmek mümkün olmuyor.

-Prim alacakları;

Aylık bildirgeler ile muhtasar beyannameler tek belge düzenine doğru yol alırken, aslında SGK ve vergi teşviklerinin birbirine bağlanması, vergi ödememenin de SGK teşviklerine engel olur hale gelmesi, şirket kuruluşları, araç ve taşınmaz alımlarında ödenmemiş SGK ve Vergi borcunun olmaması şartının aranması tahsilatları hızlandıracaktır.

-Sosyal Güvenlik Uygulamacıların Fikirleri Değerlendirmeye Alınmalıdır.

SGK’nın en üst düzey yetkilileri dönemsel olarak, akademisyenler, yüksek yargıçlar ile sık sık bir araya geliyor. Etkileniyorlar, etkilemeye çalışıyorlar. Ancak gerek akademisyenler gerek Yargıçlar bağımsız, bazı  gruplar var ki, bunlar ile de bir araya gelmekte fayda var, bunlar bilirkişiler ile uygulamacılar, güzel fikirler çıkaran çoğuna şahit oldum. Faydalanmak lazım.

11. YILINDA 5510 (SOSYAL GÜVENLİK KANUNU) (1)

5434,1479,2926,506 VE 2925 sayılı kanunlar kapsamında sosyal güvenlik hizmetleri 5510 sayılı kanunla tek bir kanunda toplanışının ve 01.10.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe girişinden itibaren 10 yıl bitti ve 11. yılın başına gelmiş olduk.

 

Alıştık, alışamadık, bazen kabullenemedik;

-Emeklilikte yaş koşulları 1999 yılında artmasına 58-60 yaşlara kademeli olarak yükseltilmesine rağmen, sigortasız, kayıt dışı çalışmadan vazgeçemedik, hala dolu dolu sigorta günü ile emekli olanımız çok az, hele yaşa hiç alışamadık, emekli parası kolay ve cazip oldu, EYT denilen kavram gelişti, emeklilikte yaşa takılanlar 1999  yaş artışının kaldırılması için  yıllardır yoğun emek  sarfediyorlar. Ancak Almanya emekli yaşını 60 lı yaşlardan 67 yaşına çıkarmışken bizim 58-60 yaşları çok bulmamız karşısında hangi kaynakla demeden edemiyoruz. Olası bir geri adımla emeklilik hakkı tanınsa bile bunun emeklilerin aylıklarına daha az yapılması ve emeklinin alım gücünün azaltılmasına yol açacaktır.

-Doğum borçlanmaları çok sevdik, ama sigorta öncesi borçlanma hakkı verilmemesine ise hiç ısınılıp kabullenilemedi,

-Teşvikler sevdik,öğrendik,2018 uygulamanın şaha kalktığı yıldı, ama bir kanunlar yıldırdılar, gelecek seneden itibaren gel al dediler.

-Erken prim teşviklerine alışamadık, biraz daha teşvik olsa iyice ısınsak,

-Yurtdışı borçlanmalar, takip edenler bakımından 4-5 yıl önce bir mesleğe dönüşürken, artık daha zor ve daha az bir kazanç imkanı sunduğundan, daha az sosyal güvenlikçinin iş takip ettiği bir alana dönüştü. İyi oldu oldu da, bir profesyonelden yardım almadan, gün seçmeden borçlanan sigortalılar az aylık süprizi ile karşılaştı ve maalesef artık yargıda bu mağdurlara bir hak tanımamaya başladı.

-Ölümün defteri kapattığını unutanlar, 5510 da, borçlanma ile SSK lı günler tamamlanıyorsa 900 gün değil 1.800 gün aranacağı kuralı bir çok eşi, çocuğu aylıksız bıraktı, fark sadece 01.10.2008 den önce ölenlere var sonrakilere yoka dönüşen kural bir hayli zorluyor. Gerçi öyle uzun askerlik süreleri de kalmadı artık,

-Sosyal güvenlik yasa değişikliklerine kalbur olmaktan kurtulamadı,  değişti de değişti. İhtiyaçlar çıktıkça yeni düzenlemelerin yapılması iyiydi aslında ama değişiklikler öğrenmeyi zorlaştırdı.

-Yapılandırmalardan kurtulamadık bir türlü, ticaretten iktidar değişir beklentisi ve diğer nedenler ile sermayeye kaydı çoğu, olmadı ağalar, değişmiyor gördünüz işte para ticarete, sanayiye yakışır, reel ekonomiye bekleriz. Yapılandırma sarmalından kurtulalım artık.

-Güzel şeylerde oldu, Genel sağlık sigortası yaygınlaştı. Bir de primi tahsil edilebilseydi. Yüksek primle tutmadı, düşük primleri yerleşiyor mu ne.

-Zamlar güzeldi, 2010,2011 yılları 60 TL lik zamlar, 2015 yılı 100TL si, 2016 yılı 100TL si ve nihayet bayram harçlığı emekliye hep güzel haberleri getirdi.

-Sigortalılara aslında iki güzel olayda gerçekleşti, Asgari ücret reel olarak arttı bu asgari aylıklara olumlu etki sağlarken, tavanın 6,5’den 7,5’e çıkması yüksek gelir gruplarının aylıklarının artmasına neden oldu. Şaka değil tavandan 1 yıl yatır 400TL’ye yakın ilave artış al iyi olaydı.

-Ben bu asgari aylık abosunu sevemedim, bakmakla yükümlüsü yok ise % 35, varsa %40 oldu, ancak ölüm ve malül aylıkların ABO 4a’ya % 40, 4-b’ya % 50 üstelik asgari aylık yönünden değil bildiğin bir standart,  bu asgariden ABO yetmiyor. Yaşlılık aylıklarında ABO’yu asgari aylık için en az %50 yapmadıkça aylıkları 1.000TL ye çıkarmak veya asgari bir standarda ulaştırmak için dönem dönem müdahale yerine doğrudan ABO yaşlılıkta asgari aylık mukayesesinde ne az % 50 dir dense, ne rahat edeceğiz,

-Almaya alıştık biz çift aylıklar yetmez ve sınırlanmaz oldu, tek ve yeterli düzeyde bir aylık ne güzel olurdu. 506’da yer alan ikinci aylıkta asgari aylığın uygulanmayacağı kuralı her nasılsa 5510’a girmeyince, insanlar anne-babalarının özellikle memur olanların ölümünü bekler oldu,

-Ah şu kızlar, anne babadan aylık almayı, kocalardan nafaka almaya tercih etselerde, aylık hakkı olduğunu bilen kocalar uzun dönem nafaka ödemeyi kabullenemediler, niceleri nafaka ödeyen koca, sosyal güvenlik kurumumu der hale geldi, Ama dünyanın bir çok yerinde reşit ve boşanmış kız çocuklarının anne-babalarından aylık alamadıklarını görmez oldular. Herkese kendi aylığı yakışır, evli,bekar,boşanmış herkesin kendi aylığını alması, teşvikle, destekle ama bir yolla mutlaka sağlanmalıdır.

-Bazen atlıyoruz. Malülleri mağdur ediyoruz. Nasıl mı şöyle, kanun malül veya yaşlılık aylıklarından yüksek olanı bağlanır demesine rağmen, bu mukayese ve buna giden yolu sigortalıya sağlamıyor, uyarmıyoruz, şöyleki, 10 yılı olan kanser hastası hemen malül aylığına başlıyor, hop 2 sene,1,5 geçti seni tedavi ettik, pat kestik aylığı diyoruz. Ama aynı kişi malül başvurusu önce engelli raporu, vergi indirimi alsa malül aylığı kesilse hemen bir yaşlılık bağlanır ve baz sigortalılar için yaşlılık aylığı malül aylığından fazla olabilir. Birde kesilen aylık döneminde geriye doğru işlem yapılıyor ki, gün eksiği varsa tamamlamak bazen aylar alıyor.

-Açıktaki engelli memurların emeklilik hakkı yargı ile aşılır hale geldi,

-Ama memurken ayrılıp sonra SSK lı olup ölen memurların ihya hakları hala imkansız bir yöntemle ilerliyor. Sosyal güvenlik hakkının elde etmeleri çok zor.

-4-1/C varya, 5510 ise girişiniz üzgünüm, yazmaya bile dilim varmıyor. Ama yazma zamanı geldi geçti çoktan, yazacağım elbet, böyle olur mu diyorum, içten içten, birde kamuda tavan yokmuş, tavanı geçen kaç kişi var ki, bu sistemle tavan değil tavanın üçte biri nasıl geçilir.

-EK yöntemler güzel gelişiyor, EK 3’le doktorlar güzel, basının giden FHZ si geri geldi,FHZ kapsamından çıkan memurlar emekli olana yeterli süre tamamlanana kadar FHZ kalksa da kapsamdan yararlanmaya devam ediyorlar.

-Emekli Sandığı nazara geldi, hemen bitmiyor artık tahsisler birazcık gecikiyor. Rehberlik Merkezleri güzel hizmet veriyor. Aman dikkat orası son nokta değil, orada söylenmeyen ilave hak ve yöntemlerde var.

-Neymiş 1.10.2008 sonrası işe giren 4-1a  sigortalılarının artık vergi indirimden yararlansalar da emekliliklerinde vergi indirimi değil, engelli rapor yöntemi uygulanacak,

– Bir türlü engelli ABO’sunun B aylığı döneminde uygulanışını göremedim.

5510 aslında binlerce bilgi,soruyu içinde barındırıyor. Zira sosyal güvenlik bütün topluma uygulanıyor. Sorunlar çeşitlendikçe, çözüm yolları da gelişiyor. Beni çok mutlu eden 05.12.2017 tarihli resmi gazetede yayımlanan sosyal sigorta işlemleri yönetmelik değişikliği bir çok iyileşmeyi getirdi.

Sosyal güvenlik kanun değişiklikleri, kurum uygulamaları, içtihatlar, öğreti ve uygulamacıların katkıları ile gelişiyor. Her yorgunluk bir sorunun çözümüne yarıyor, geliştiriyor.

GÜZEL MAKALE OLMUŞ ELİNE SAĞLIK EVRAN KIRMIZI

Evran İzmir avukatı, doktora öğrencisi,

Legal İş ve Sosyal Güvenlik Hukuk Dergisinin 2018 yılı 58.sayısında güzel bir makale yazmış, makale “Sosyal Güvenlik Hukukunda Fazla ve Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” başlığı ile kaleme alınmış.

Öncelikle yazı içeriği, inceleme yöntemi, varılan sonuçlar, kişisel deneyimle elde edilen deneyimlerin bilgi olarak paylaşılması yazıyı daha bir anlamlı hale getiriyorlar.

Bilgi körlüğü kavramı varmış, Evran bende oluşan bilgi körlüğünün bir kısmına ışık tuttu, sağ olasın Evran ,

Hemen iki bilgi önce çıkıyor ilk bakışta, yersiz ödeme kurum hatalarında faizsiz süreyi hep 2 yıl olarak aklımıza yazmıştık, Evran hayır değişti süre artık 5 yıl diyor. Gerçekten öyle ama biz hep ilk yönetmelikte takılı kalmışız,

(değişen hali 5) (Değişik:RG-11/7/2009-27285)(1) Birinci fıkraya göre kesinti yapmak suretiyle geri alma süresinin beş yılı aşacağının anlaşılması durumunda, Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler hariç olmak üzere, ayrıca icrai takibata da geçilir.)

Diğer husus emekli arasında ayrım mı olurmuş derken, Evran ölen memurun kızının boşandığı eşi ile birlikte yaşamasının aylığın kesme nedeni olamayacağına bir Danıştay kararı ile önümüze koyuveriyor.

Çalışmada hem idari, hem adli yargı kararları, Anayasa Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi kararları yanında dikkat etmediğimiz bir erke dikkat çekiyor ve Kamu Denetçiliği Kurumu kararlarına da değiniveriyor.

Bir çok güzel tespit ve öneri var, özellikle  yersiz ödemenin  kapsamında, geri istemenin sınırlanması, mirasçıları etkilememesi, bir de kurumun icra inkar tazminatı alır ama ödemez konumundan çıkarılmasını değerlendiriyor.

Yerli yerinde her şey eline sağlık.

Bir düzeltme nazarlık gibi sh 531 sondan 7.satır ödemlerin=ödemelerin olarak gözden kaçmış,

Bir nazire olsun atıflar basılı olan son kaynağa yapılır. Sayın Okur/Güzel/Caniklioğlunun eserinin 16.basısı var atıf 14. Basıya olmuş, yine ilgili bölümler atıf yaptığınız basıda olup sonrakilerde olmayabilir. Daha bakamadım.

Kapsam biraz daha geniş olsa hazır tablet bilgi olurdu. Bir dahakine 5335’e tabi olduğu için yersiz ödemeler için Anayasa ve Adli yargı kararlarının 96/b uygulanır diyen  görüşleri, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 96/b uygulaması halinde aylıksızlığın önüne geçen çözümleri (5.12.2017 RG), Kurum hatası nedeni ile yersiz ödemede, ödeme sorumluluğu yerine veya yanında Kurumun tazminatla sorumlu olduğu hallerin yarışması, ikamesi hallerinde aylık alanlar lehine yargı uygulamaları, aylık iptali nedeni ile sağlık giderlerinde genel sağlık sigortası borcunun doğmasının geçmiş sağlık giderlerini ödeme üzerinde etkisi ve eski yapılandırma düzenlemeleri gibi hususları bu yazıda öğrenemesem de ilk fırsatta soru cevapla kendisinden duymaya çalışacağım.

Eline sağlık Evran,

Yenilerini bekliyoruz.

Keşke sende sayfa yazarlarımızdan olsan, ne iyi olur.

Yazıyı merak mı ettiniz, ille de tam metni için Legal in ilgili sayısına ulaşmalısınız.

a=>

ÇİFT AYLIKLAR (ÖLÜM) KİMLER ALABİLİR ?

Çift aylıklar en karmaşa konulardan birisi, bunların temeli birden çok sosyal güvenlik sistemine sahip olmamız.

Genel olarak sayarsak;

PRİMLİ REJİM

1.10.2008 öncesi dönem;

-Emekli Sandığı,

-SSK

-Tarım SSK

-BAĞ-KUR

-Tarım BAĞ-KUR

-Banka Sandıkları ile Odalar Borsalar

1.10.2008 ve sonrası dönem ise

SGK,

-Banka Sandıkları ile Odalar Borsalar olarak sıralanabilir.

 

PRİMSİZ REJİM

Vazife  nedeni ile ölen erler, 2330 ve 3713 sayılı kanun ve terörden doğan zararlar uyarınca yapılan ödemeler.

 

Primli rejimden yapılan ödemeleri de ikiye ayırmak gerekiyor. Bir günlük hizmeti de olsa kaza gibi durumlarda yapılan ödemeler GELİR ADI ALTINDA ödenirken BELİRLİ BİR SÜRE PRİM YATIRMAYI GÜN SAYISINI GEREKTİRENLER AYLIK ADI ALTINDA ödenmektedir.

ÖLÜM NEDENİ NE ZAMAN ÇİFT ÖDEME ALINABİLİR.

Açıklama  Eşler bakımından aynı hak her zaman söz konusu iken çocuklar bakımından genelde kız çocukları anlaşılmalıdır.

Aşağıdaki her bir seçenek kendi içerisinde değerlendirilmelidir. Bunun dışında pek çok seçenek daha

bulunmaktadır.

Zaman zaman yargı kararları farklı sonuçlar verse de bilinen son yargı uygulamaları esas alınarak sonuçlar;

Kendi çalışmalarından emekli veya çalışır Ölen Eşinden Ölen Anne veya Babasından Açıklama
 Alır  Alır  alamaz (kendi sinden emekli)
 Kendi emekliliği yok Alır (SSK) Alamaz (SSK) (her ikisi de SSK) ayrıca ölümlerden her ikisi de 1.10.2008 öncesi olmalı
Kendi emekliliği yok Alır (BAĞ-KUR) Alamaz (BAĞ-KUR) (her ikisi de BAĞ-KUR) ayrıca ölümlerden her ikisi de 1.10.2008 öncesi olmalı
Kendi emekliliği yok Alır SSK Alır

BAĞ-KUR

Çapraz alır, ancak ölümlerden her ikisi de 1.10.2008 öncesi olmalı
Kendi emekliliği yok Alır BAĞ-KUR  Alır SSK Çapraz alır, ancak ölümlerden her ikisi de 1.10.2008 öncesi olmalı
Kendi emekliliği yok Alır Alamaz Ölüm 5510 döneminde ise
Kendi emekliliği yok Eşinin  günü yetmiyor Anne ve babadan her ikisinden de alır çok olanı tam diğerini yarım alır Herhangi birinin ölümü  5510 dönemi yani 1.10.2008 ve sonrası
Kendi Emekli veya çalışan Alır

Kocası SSK veya BAĞ-KUR alır

Alır Anne veya Baba Eski memur 1.10.2008 öncesi memuriyete giren kişilerin çocukları tek Emekli Sandığı Dosyasından aylık alır.
Kendi Emekli  veya çalışmayan Alır Ölen  memur ise Alamaz Memur Anne Baba Emekli Sandığı dosyalarından biri seçilir, birden çok emekli sandığı dosyası ödeme yapmaz, zamanla bir dosyada diğer dosyaya geçiş yapılabilir.
Malül Çocuk  kız erkek bekar fark etmez çalışıyor Evli eş yaşıyor Anne Baba SSK veya BAĞ-KUR Bu kişilerden 1.10.2008 öncesi sigortaya girmiş ise yani anne ve baba girmiş ise çalışan malül evli çocuk aylık alır
Malül çocuk emekli Evli   Anne baba 1.10.2008 öncesi işe girmiş olsa da çocuk kendi emekli olunca aylık kesilir.
Malül  çocuk kendi çalışmalarından emekli veya çalışan Evli Anne-babadan yararlanamaz 1.10.2008 ve sonrası işe giren anne-baba ölümünde  kendi emekliliği olan veya çalışan çocuk yararlanamaz (öğrenciler farklı)

 

Bu genel tablonun dışında şu hususlar eklenebilir.

Ölüm aylıkları ölenin sigortaya kendi primi nedeni ile borcu yok ise başvuru tarihinden geriye 5 yıllık birikmiş tutarı ile ödenir.

Borç veya borçlanması var ise ödemeyi takip eden başlar aylık.

Ölüm aylıklarında dağıtım kuralı eşe % 50 her bir çocuğa % 25 payı, anne baba ölmüş çocuklar ile, anne babadan biri ölmüş diğeri evlenmişlerin çocukların payı % 50 olarak hesaplansa da, asgari aylıkta tek hak sahibi % 80, çift hak sahibi % 90 kuralı olduğundan tek bir kız dahi bazen 1.600TL civarında  aylık alabilir hale gelmektedir.

Ölüm aylığında hak sahiplerinden birinin sonrada gelmesi halinde önceki alanın aylığı işte bu nedenle azalmaktadır. Yüksek aylıklarda (Toplamı 3.000TL ve fazlası gibi) bu sorun oluşmaz. İşte öncekinin aylığının azaldığı durumda bazen azalan için geriye borç çıkarılır ve yeni gelene ödenir. Bu sıkıntıyı yaşamak istemeyen (örneğin anne-kıza) hak sahiplerine kanun geçmiş borçları yeni alınacak biriken aylıktan indirilmesini isteme hakkı tanımıştır. Bu istekte bulunulabilir.

Kanun hem çocuğundan hem anne babasından aylık alabileceklerin ne yapacaklarını her ikisini de isteme haklarını düzenlememiştir. Bunun yorumlanması gerekir. Kanaatimizce belirli bir düzeyin altında kalan aylıklar bakımından hem çocuktan hem anne babadan istek mümkün olabilmektedir.

İş kazası gibi, görev nedeni ile ölüm gibi  hallerde ayrıca ikinci bir dosyadan hak kazanıldığı hatırlanmalıdır.

FAZLA MESAİ YERİNE İLAVE İSTİHDAMLA İŞSİZLİĞİNİ AZALMASI-YÖNTEM DENEMESİ

Ülkemizde resmi tatillerin dayanakları üç ayrılabilir. İslam dininden gelenler (Ramazan ve Kurban bayramları), Batı kültüründen gelenler (miladi takvim başı) ve milli bayramlarımızdır. 15 Temmuzun eklenmesi ile milli bayramlar artmıştır.

Ancak birde bayram önü veya sonrasına eklenen idari izinler ile süre daha artmaktadır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki idari izinler sadece kamu sektörü içindir. Özel sektör aynı süreleri izin olarak verirse işveren aynı süreler kadar fazla mesai kapsamında olmaksızın telafi çalışması istenerek tamamlanabilir.

Genel olarak ülkelerin haftalık çalışma süreleri ile  hafta tatili süreleri hariç yıllık resmi izin süreleri şöyledir.

Ülkeler çalışma süresi haftalık/saat yıllık resmi izinler toplamı
Amerika       40       10
Fransa       35       11
Almanya       37,6       16
Hollanda       37,5       11
Çin      40       15
Rusya      40       10
Japonya      40       15
Güney Kore       52       12
Pakistan         15
Hindistan      48       15+1
İran         32
Türkiye      45       16,5

 

Doğu kültürüne yaklaştıkça haftalık çalışma süreleri de resmi tatil süreleri de artmaktadır.

Ülkemiz bakımından 16,5 gün tatilin 6,5 gününün karşılığı mesai süresi 49 saate yaklaşmaktadır. Bunun karşılığı genelde haftalık çalışma sürelerinin 45 saat yerine 44 saat kabul edilebileceği söylenebilir. Bu hali ile dahi Avrupa ülkelerinin üzerinde haftalık çalışma saatine sahibiz.

Çalışma süresi temel olarak süreden daha önce verimlilik ile ölçülür. Nitelikli emeği olmayan bir çok kişinin aynı zaman içerisinde daha az üretim yapmasına karşılık nitelikli çalışanlar daha çok üretime yapabilmektedir.

Bu noktada ilk sorun emeğe nitelik kazandırmaktır. Bütün alanlarda iş yaşamı öncesi iyi eğitim, el becerinin geliştirilmesi, sağlıklı bireylerin yetiştirilmesi önem kazanmaktadır. Bir çok nitelik gereken iş alanında mesleki eğitim almayan bir çok kişi çalıştırılmakta buda yatırımın ve üretimin verimsizleşmesine neden olmaktadır.

Ülkemizde katma değeri yüksek üretim yapılmaması, üretimin bu yönde değişimin zaman, yatırım, birikim gerektirmesi bazen tercihlerin sonucu da olsa arzu edilenin çok gerisinde  olsa da iyi bir ivme kazanılmıştır. (Örneğin önce yol mu önce milli araba mı tercihi hep yoldan yana olmuş, milli imkanlarla yapılan yollar milli olmayan markalar ile eskitilir aşılır olmuştur. Ancak duble yollar öncesi önce milli araba sonra yol seçimine gidilebilirdi).

Bir çok ülkede haftalık çalışma saatlerinin azaltılmasına imkan veren ilk neden verimli üretimin yanında azalan süreler kadar artan istihdamın yolunu açmaktır. Üretimin veya hizmetin bir işçinin çalışmasından daha fazla olduğu (örneğin ülkemiz için haftalık 45 saati aşan çalışma) durumlarda yapılabilecek işlem haftalık çalışma saatini doldurmuş işçiye fazla çalışma yaptırılması, 2 veya 3 lü vardiya sistemi kurulması veya fazla çalışmayı daha aza indirebilmek için kısmi zamanlı çalışma yaptırılmasıdır.

Ülkemizde ev hizmetlerinde çalışanlar için getirilen ayda 10 günden az çalışanların SGK’ya bildirim usulündeki iyileştirmeler ile benzer uygulamaların kapıcılara getirilmesi ile kısmi zamanlı çalışmanın en sorunlu iki alana yerleştirilmesi sağlanmıştır.

Kısmi zamanlı çalışmaya talebi artıran hususlardan birisi de  doğum sonrası çalışan eşlerden birinin yarım çalışmayı seçmesi ile oluşan istihdam boşluğunun doldurulmasıdır.

Batı çalışma modellerinde kısmi zamanlı çalışma tercihi ülkemizde yeterli yoğunluğa erişememiştir.

İşverenin yatırım maliyetini azaltması, olabildiği kadar aralıksız üretim veya hizmet sunumu ile gerçekleşebilmektedir. Örneğin bir akaryakıt istasyonu 24 saatte en fazla 4 saat kadar hiç müşteri gelmeden 20 saat ve bazı saatlerde ise çok yoğun olmak üzere hizmet vermektedir. Bir demir çelik fabrikası ise 24 saat aralıksız üretim yapmak zorundadır. Tek işçili bir işyerininde işçinin izne gitmesi, sağlık veya mazeret nedenleri ile işe gelemediği zamanlarda ya işçi olmaksızın hizmet verilecek ya geçici işçi veya kısmi zamanlı çalışana ihtiyaç duyulacaktır.

Haftalık çalışma saatini aşan ihtiyacın fazla çalışma ile karşılanması halinde ise yasal olarak üst sınır yılda 270 saat olmasına rağmen uygulamada bu yasal sınırlara uyulmamakta işveren çalışma saatlerini baştan öne çekip, olağan çıkış saatine ekleyerek, cumartesi günleri aynı şekilde çalıştırarak yine hafta tatillerinde de aynı sistem çalıştırarak 45 saat yerine 70-90 saatlik haftalık çalışma saatlerini uygulamakta uymayan işçiler ya başta işe alınmamakta veya bir şekilde işten çıkarılmaktadırlar.

Bu noktada fazla mesai mi yeni işçi mi karlıdır diye baktığımızda, fazla mesaili süreler normal saat ücretinin % 50 zamlısı yani 1,5 katı uygulandığından gerçekte işveren bakımından maliyetli, işçi bakımından cazip olmasına rağmen işverenler tarafından fazla mesai ücreti hiç ödenmemek sureti ile maliyet nerede ise sıfıra indirilmektedir. Ne kadar çalıştırsam o kadar kar anlayışı bir çok işyerinde gelişmiş ve yerleşmiştir.

Daha çok işçinin işten ayrılmasından sonra açtığı davalar ile fazla mesai ücretleri istenilmekte, yargı uygulamasına çok fazla saat olarak fazla mesai ispatlansa dahi takdiri indirim uygulanmaktadır. Çoğu zaman 5 yılı aşan fazla çalışmalar zamanaşımına uğradığından talep edilememektedir. Fazla çalışma yapmış olsa da bu iki nedenle işveren yarar sağlamış olmaktadır. Ancak fazla mesai davaları bu hali ile genelde aylık ücretin yarısı veya tamamı kadar  net tutarda bir  ödemeye neden olmaktadır.

Zamanında ödenmeyen fazla mesai ücretlerinin ise sosyal güvenlik etkileri bakımından her dönem kazancının SGK’ya bildirim zorunluluğunun zamanında yerine getirilmemesi neden ile ödenmesi gereken idari para cezaları, prim asıl ve ferileri ile bazı teşvik haklarının  kaybedilecek olması maliyetlerde nazara alınmalıdır. İşçiler bakımından fazla mesai ücretlerinin hangi dönem kazancına ekleneceğine dair yargıda oluşan kabul farklılıkları nedeni ile emekli aylıklarında yaşanacak olan azalmadır. Bu hususu şu şekilde ifade edebiliriz. Toplam fazla mesai alacağı net 50.000TL olsun, normalde fazla mesai yapılan her aya mal edilecek olsa örneğin  toplam brütün çalışma yapılan 60 aya dağıtımı yapılacak ve tamamı SGK primine tabi olacaktır. Bu şekilde ödenecek prim emekli aylığını 350-400 TL her ay için artıracaktır.(Kazanç/günün etkisi vardır, genel bir ortalama alınmıştır). Ancak işçinin son ay kazancına mal edilmesi yöntemi benimsendiğinde ise son ay kazancı tavana kadar prime tabi olacaktır. Son ay 2018 de olsa ve 2018 Ocakta 10.000TL ücret, izin ücreti ödemesi olsa tavan aylık 15.221,25 TL ye tamamlamak için -bildirilen 10.000= 5.221,25TL için prim ödenebilecek bunun  emekli aylığına etkisi ise 40 TL olacaktır. İşveren ise ödemediği matrahın işveren payı olan en az % 20,5 luk payından tümden kurtulmakta işçi bu hesapta sadece kendi payından kesinti tutarı olan % 15 lik payı ilave para olarak net ödeme içinde almaktadır.

Kayıtlı çalışma halinde İşverenler bakımından maliyeti çalışma yaptırarak azaltmanın dışında fazla çalışmanın işverene gerçekte bir yararı yoktur. 1,5 kat olarak fazla mesai ücreti maliyet olarak yeteri kadar caydırıcıdır.  Üstelik bir çok teşvik ilave istihdamı cazip kılmaktadır. Belirli süreler ile tüm işveren prim oranlarının teşvik kapsamında karşılanması nedeni ile ilave istihdam caziptir. İşvereni fazla çalışma yerine ilave istidama zorlayan bir kural bulunmamaktadır yahut var olan kurallar bu sonucu vermemektedir.

Artan fazla mesai saatleri ise verimlilik azalmasına neden olmaktadır. Dinlenme zamanlarından vazgeçme ile verimlilik arasında bir bağ bulunmaktadır.

Ortalama bir yol olarak şu hususlar seçilebilir. (Bir çoğu yasal düzenleme gerektirmektedir).

-Fazla mesai ile işsizliğin artması arasında ters  orantı vardır. Fazla mesai yerine ilave istihdama geçilmesi halinde işsizlik oranları bizce yarı oranında azalacaktır.

-SGK ve işsizlik Sigortası Teşviklerinden yararlanan işyerlerinde bu kapsamda kaldıkları sürece, zorunlu sebepler dışında fazla mesai yasaklanabilir.

-İlave istihdam teşviklerinden yararlanan işçilerin fazla mesai ücretleri için teşviklerden yararlanılamaz, sadece asıl ücretleri için teşvik uygulaması yapılır.

-Fazla mesai yapılan toplam saatin çalışan kişi başına ortalama 100 saati aşması durumunda  her 1.500 saat için 1 ilave kişi istihdamı yapılmadıkça hiçbir personele zorunlu çalışma dışında çalışma yaptırılamaz. Bu husus genel olarak her yıl başında ilgili bakanlığa ilk on gün içinde bildirilir ve fazla mesai başlamadan ilave istihdamın yerine getirilmesi zorunludur.

-Fazla mesai ücretleri % 100 olarak uygulanır. % 50 oranında fazla mesai ücreti ödenmesi için ilave istihdam koşulunun yerine getirilmesi zorunludur.

-Fazla mesainin yıllık saat olarak hesabında, yılda 270 saate kadar olan fazla çalışmaların ücret karşılıkları ve fiilen yapılan fazla mesai saatlerinin her ayın bordrosunda gösterilmesi zorunludur.

-İşçi alacak davaları veya SGK tespit davalarında yahut resmi kurumların teftişe yetkililerince ilave istihdam koşullarına uyulmadan fazla çalışıldığının tespiti halinde eksik kazanç bildirimi ve kamudan elde edilen teşvik yararları iade edilmelidir.

Bu ve benzeri yöntemler ile işletmelerin yatırım maliyetlerini azami düzeyde gerçekleştirmelerinin önü kapatılmadan fazla mesai fiili durumda ise kayıtsız fazla mesai sisteminden, kayıtlı mesai sistemine geçiş ve fazla mesainin aşırı ölçüsünden kurtulup ilave istihdam ve azalan işsizliğin yolu açılabilir.

 

HEMEN KAZANILABİLİR BİR DÖVİZ KAYNAĞI YURT DIŞI BORÇLANMA SAYIN BAŞKAN ERDOĞAN’IN DİKKATİNE

Yurt dışında halen yurt dışı borçlanma yapabilir takriben 2.000.000 vatandaşımız bulunmaktadır..

(Örnekleme ve önerilerde SGK kayıpları oluşmaması için ortalama bir yol seçilmiştir)

Hemen borçlanma yapabilir kişiler kimler olabilir.

1-Emeklilik zamanı gelmemiş olanlar,

(Bu kişiler ister emekli yaşı gelmemiş olsun, ister 30 yıl sonra gelecek  olsun, ister yurt dışında bulunmakla birlikte hiç çalışması olmasın)

2-Emeklilik işlemleri sürenler,

3-Emekli olanlar,

(Bu kişiler halen aylık 2000 TL Türkiye  aylığı almaktadırlar, bu kişilerden bir kısmı yanlış borçlanma veya günlerinin zorunlu olarak emekli aylığını daha az veren 2000 ve sonraki yıllardan hizmet verildiğinden daha az örneğin 1.300TL gibi bir aylık ödenmektedir.)

(Bu kişilerden vatandaşlıktan çıkanlarda hesaba katılmalıdır. Çünkü borçlanma hakları vardır.)

Peki emekli hakkı elde etmek için borçlanma tutarı ne kadardır.

Ortalama 5.000 gün ile emekli olanlar için hemen ödense borçlanma bedeli asgari tutardan ki 21,648 TL günlüktür (2029,50 aylık brüt asgari ücret *0,32 borçlanma oranı= 649,44TL/30 gün= 21.648TL günlük) bu hesapla tutar 5.000 gün için 5.000*21.648= 108.240TL borçlanma için ödenecek tutardır. Buna göre ortalama USD 6.500 TL olsa  108.240/6.500= 16.552,30USD olmaktadır.

2.000.000 Kişi *16.552,30 USD= 33.104.600.000 USD kısaca 33 milyar USD tutarınca bir para olmaktadır. Daha  yüksek ödemeyi seçenler olursa tutar 50 milyar USD’ye erişebilecektir.

BU SÜREÇ NASIL YAPILIRSA ACİLEN BU TUTARLAR YURDA GİREBİLİR.

Şu kuralları içeren acil bir düzenleme ve açıklama ile (örnektir artırılabilir).

1-Borçlanma bedeli ödemek isteyenler SGK nezdinde hiçbir işlem yapmadan doğrudan devlete ait bankalarımızdan belirtilecek herhangi birine yurtdışı borçlanma bedelidir açıklaması ile döviz yatırılması yeterli kabul edilir. Bu makbuz bir sertifika olarak kabul edilir.

2-Döviz makbuzu sertifikası olan her bir başvuru sahibi;

Tüm seçeneklerde sadece başvuru sahibi veya hak sahiplerinin  sertifikayı ekleyerek

borçlanma başvuru tarihindeki sigorta statüsü esas alınmak suretiyle;

-Dilediği zaman  ileride borçlanma dilekçesi vereceği tarihte sertifikada yer alan her

3,5 USD için asgari kazançtan 1 borçlanma günü verilir.

-Başvuru sahipleri 1 USD borçlanma= 1 günlük borçlanma bedeli yerine seçeceği dönemler için örneğin 2018 yılı için tavan kazanç 7,5 kat için günlük 3,5 USD = 26.25=1 günlük borçlanma hakkını seçme hakkına sahiptir. İstenirse 3,5 USD ile 26,25 USD arasında bir tutarda 1 günlük borçlanma bedeli olarak seçilebilir. Yüksek borçlanmayı seçeceklerin 200.000 USD’ civarında bir para yatırmaları mümkündür.

3– İleride borçlanma hakkını seçmek istemeyen Döviz sertifikasına sahip olan kişiler veya hak  sahipleri yatırılan aynı tutar ve cinste dövizi geri isteme tarihinde aynı gün kendilerine aynen ödenmesini isteme hakkına sahiptirler. İsterlerse bir kısmını borçlanma işleminde bir kısmını ise iade şeklinde kullanılabilmelidir.

4-Türkiye’den emekli olmuş başvurucuların yatırdıkları tutarların yatırdıkları tarihteki her  1.000  USD karşılığı  (6500TL/0,32*100=20.312,50TL)   20.312.50TL kabul edilerek bağlanan emekli  aylıkları ayrıca bu nedenle % 3 oranında artırılır. Bu artış aylık 60,93 TL ye karşılık gelmektedir.. Her 1000 USD için aynı işlem toplanarak yapılır. Bu şekide artışlar ile aylıklar asgari brüt üctein 2  katını geçemez, geçen tutarlar yatırılan aynı türden dövizle geri ödenir.

Örneğin 10.000USD yatıran kişinin aylığı 609,30 TL 20.000USD yatıran kişinin aylığı 1.218,60 TL  daha artacaktır. 1.218,60 TL artış almak isteyen kişi toplamda TL bazında 130.000TL yatırmış  olmaktadır.

Ancak bu kişilerin Türkiye içinden TL verip aldıkları Dövizler değil, Yurtdışından Döviz olarak göndermeleri halinde hak verilmelidir.

5- İsviçre’den borçlanma hakkına sahip olan kişiler örneğin Türkiye’den 2.000TL aylık alsalar ve  İsviçre’de bulunan  primlerini Ülkemize aktarma hakkına sahip olsalar ve  halen ülkemize aktarmamış olsalar, İsviçre’den emekli olmak yerine prim   transferi isteseler, Transfer işlemi   SGK Başkanlığı tarafından yapılmakta örneğin 150.000 İsviçre Frangı primleri gelecek olsa bu   defa SGK  örneğin  Türkiye aylığı için daha önce yatırdığı 5.000 günün karşılığı İsviçre’den gelen   10.000 günlük çalışma karşılığı primi transfer edilmiş  ve  bunun her yıl primi aynı olsa dahi   örnekteki toplam 150.000 CHF İsviçre Frangının  75.000 CHF’sini  SGK İsviçre’de çalışmış ve   Türkiye’den aylık alan kişilere iade etmekte, kalan 75.000 CHF ise borçlanılmayan ancak çalışılan    İsviçre günleri karşılığı günler için SGK borçlanma bedeli kabul edilerek, SGK tarafından  alıkonulmakta ancak SGK bu kişilerin emekli aylıklarını 1TL ile 2000TL arasında artırarak   ödemeye başlamaktadır. Bu kişiler aslında aylık artışı istememekte, gelen primlerini ülkemizde  yatırım yapmak istemektedirler. Yine bu kişilerin bir çoğu bu riskler nedeni ile her biri ortalama 150.000 CHF prim tutarını ülkemize aktarmamaktadır. Bu kişilerin Transfer edecekleri primlerinin tamamını  kendilerine ödenmek ve yarısını örneğin 1 yıl süre ile kamu bankalarında 1 yıl süre ile yine CHF ile CHF faizi ödenmek üzere işlem yapılması,

Bu ve buna benzer asgari güvenceler sağlanmak sureti ile milyarlarca Dövizin bir anda  hesaplarımızda olması mümkündür.

SONUÇ            : Yurtdışında çalışmış olan veya borçlanma hakkı olan kişiler veya ölümlerinde   geride kalanları hiçbir SGK

başvurusu yapmadan ileride yukarıda sayılan   haklardan birini kullanmak üzere Dövizlerini yatırıp yurtdışı borçlanma

makbuzunun yurtdışı borçlanma sertifikasına sahip olmaları sağlanması  halinde Döviz Krizinin çözümünde hızlı bir girişim

yapılabilecektir. Yurtdışında  yaşayanların Döviz sorununa ülkemizden yaşayanlardan daha çok   sahiplenmesi  kabulü

mümkün bir husustur. Takdirlerize arz olunur.