2019 Ocak – Haziran Ayları SSK Dul ve Yetim Taban Aylıkları

Bugünkü yazımızda Ocak 2019 ayından itibaren SSK sigortalılığından bağlanacak dul-yetim aylık ve gelirlerinin taban tutarlarını ele alıyoruz. SSK gelir ve aylıklarında taban aylık ve gelir tutarları sigortalılık başlangıcı ve ölüm tarihlerine göre değişkenlik arz ediyor.

2000 yılından önce SSK sigortalılarına malûllük ve yaşlılık sigortalarından bağlanacak aylıklar ile ölüm sigortasından hak sahibi kimselere bağlanacak aylıkların hesabına esas tutulan aylığın alt sınırı, gösterge tablosundaki en düşük göstergenin katsayı ile çarpımının yüzde 70’inden az olamayacağı kuralı söz konusu.

2000 yılı ve sonrasında emekli olanlar için bu alt sınır en düşük gösterge olan 9475 gösterge ile 31.12.1999 tarihinde geçerli olan 12.000 memur maaş katsayısının çarpımından oluşmaktaydı.

Hak sahibi kimselerin gelir ve aylıkları da hak sahibi bir kişi ise alt sınır aylığının yüzde 80’inden, hak sahibi iki kişi ise yüzde 90’ından az olamaması da önemli diğer bir kural.

2000 yılından itibaren aylık tutarının prime esas günlük kazanç alt sınırının yüzde 35’inden az olamayacağı kuralı getirilmişti.

2000 yılından önce bağlanan malûllük, yaşlılık ve ölüm aylıkları ve iş kazası ile meslek hastalığı sonucu bağlanan ölüm gelirleriyle bağlanan ve bağlanacak aylıkların; 506 sayılı Kanun’un 4447 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki 96 ncı maddesi hükümleri uygulanmak suretiyle 31.12.1999 tarihi itibarıyla hesaplanarak bu tarihten sonra gelir ve aylıklarda yapılan artışların ilave edilmesi neticesinde saptanan tutarın altında olamayacağına yönelik yasal düzenleme söz konusu bulunuyor.

5510 sayılı Kanuna göre iki farklı taban aylık tanımı söz konusu olup, 01.10.2008 tarihinden önce sigortalı olanlar için ölüm aylığı, yaşlılık sigortasından bir önceki yılın son ödeme ayında (Aralık ayında) söz konusu sigortalılar için ayrı ayrı ödenen en düşük yaşlılık aylığından az olamaması da temel kurallardan.

Yeni Sigortalıların Taban Aylığı

01.10.2008’den sonra sigortalı olanların ölmeleri halinde ise farklı bir taban aylık söz konusudur. Bu aylık da çalışma sürelerindeki her yıl için 82. maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazanç alt sınırları dikkate alınarak, talep veya ölüm yılına ait Ocak ayı itibariyle 29. maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenen ortalama aylık kazancın % 35’inden, sigortalının bakmakla yükümlü olduğu eşi veya çocuğu varsa % 40’ından az olamayacağı kuralına dayanan taban aylıktır. Hak sahibi kimselerin aylıkları; hak sahibi bir kişi ise bu fıkraya göre hesaplanan alt sınır aylığının % 80’inden, hak sahibi iki kişi ise % 90’ından az olmaması gerekiyor.

Bu aylık hesaplanırken cari çalışmalar asgari ücret üzerinden prim ödenmiş gibi varsayılıp güncelleme katsayılarıyla güncellendikten sonra bakmakla yükümlü aile bireyi varsa yüzde 40’ının, yoksa yüzde 35’inin dikkate alınması gerekiyor.

İlk defa 2000 yılından önce sigortalı olan ve 30.09.2008 tarihinden önce veya sonra ölenlerin arasında doğan cüzi aylık farkının nedeni 01.10.2008 tarihinden itibaren kaldırılan ve o tarihte 4,69 TL tutarında olan sosyal yardım zammı ödemesinden kaynaklanıyor.

İlk defa 01.01.2000 ile 01.10.2008 tarihleri arasında sigortalı olup 01.10.2008 tarihinden itibaren ölen sigortalı için 2008/Ocak dönemine ait prime esas günlük kazanç alt sınırının bir aylık tutarının yüzde 35’i üzerinden dosya aylığı hesaplanması, hesaplanan bu alt sınır aylığının, hak sahibi alt sınır hissesine üzerinden (% 80-60-30-45) emekli zam oranları ile güncellenerek sigortalının ölüm tarihine taşınması gerekiyor.

Şimdi yüzde 10,19 olarak açıklanan Ocak 2019 zammı ışığında sigortalılık ve ölüm tarihleri dikkate alınarak SSK ölüm taban aylıklarını son iki yıl bazında verelim:

İlk defa 01.01.2000 öncesi sigortalı olup 01.10.2008 öncesi vefat edenlerin taban aylıkları
Hak sahibi 1 kişi ise Hak sahibi eş ve bir çocuk ise Hak sahibi iki kardeş ise Sigortalı Alt Sınır Aylığı
Yüzde 80 Eş (Yüzde 60) Çocuk (Yüzde 30) Yüzde 45 Yüzde 100  
2017 Ocak 1.126,72 825,08 412,55 618,82 1.348,46
2017 Temmuz 1.193,09 873,68 436,85 655,26 1.427,88
2018 Ocak 1.260,97 923,39 461,71 692,55 1.509,13
2018 Temmuz 1.376,60 1.008,06 504,05 756,06 1.647,52
2019 Ocak 1.516,88 1.110,79 555,41 833,10 1.815,40
İlk defa 01.01.2000 öncesi sigortalı olup 01.10.2008 sonrası vefat edenlerin taban aylıkları
Hak sahibi 1 kişi ise Hak sahibi eş ve bir çocuk ise Hak sahibi iki kardeş ise Sigortalı Alt Sınır Aylığı
Yüzde 80 Eş (Yüzde 60) Çocuk (Yüzde 30) Yüzde 45 Yüzde 100
2017 Ocak 1.125,06 824,50 412,29 618,41 1348,46
2017 Temmuz 1.191,33 873,07 436,57 654,84 1427,88
2018 Ocak 1.259,11 922,75 461,42 692,10 1.509,13
2018 Temmuz 1.374,57 1.007,37 503,72 755,55 1.647,51
2019 Ocak 1.514,64 1.110,02 555,05 832,54 1.815,39
İlk defa 01.01.2000-30.09.2008 arasında sigortalı olup 01.10.2008 sonrası vefat edenlerin taban aylıkları
 
Hak sahibi 1 kişi ise Hak sahibi eş ve bir çocuk ise Hak sahibi iki kardeş ise Sigortalı Alt Sınır Aylığı
Yüzde 80 Eş (Yüzde 60) Çocuk (Yüzde 30) Yüzde 45 Yüzde 100
2017 Ocak 665,10 498,81 249,43 374,14 831,38
2017 Temmuz 704,28 528,19 264,12 396,18 880,35
2018 Ocak 744,35 558,25 279,15 418,72 930,44
2018 Temmuz 812,61 609,43 304,75 457,12 1.015,76
2019 Ocak 895,41 671,53 335,80 503,70 1.119,27

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

2018/38 sayılı SGK Genelgesinde Olması Gerekip de Olmayanlar

Aslında yılın bu son günündeki yazımda hizmet borçlanma rakamlarında artışa değinip “Yüzde 26 artışa tabi olmamak için bu son günü kaçırmayın” demek vardı. Ama zaten bu uyarıyı yapan çok refikimiz olacağı gibi bu konuda asıl olan emeklilik planlaması yapılmadan borçlanma rakamlarındaki artışın o kadar da önemli olduğunu düşünmemem beni bu son günde süreğen bir sorunu dile getirmeye itti. Umarım SGK yetkilileri kulak verir.

2018/38 sayılı SGK Genelgesi tahsise ilişkin önceki genel olan 2011/58 sayılı Genelgeyi tahsisle bağlantılı tali genelgelerle birleştirip, daha derli toplu hale getirdi ve yeni bazı hususlar getirdi. Önceki yazılarımızda bu yenilikleri ele aldık.

Ancak 509 sayfalık bu geniş Genelge bazı önemli konulardaki soru işaretlerini ise yine gidermedi.

Peki, vatandaşı ilgilendiren ve emeklilik aşamasında sorunlar oluşturan bu önemli soru işaretleri neler? İki örnek verelim.

18 yaş ve yurt içi hizmetler

Biri 18 yaş öncesi ülke içi hizmetlerle ilgili ve şöyle;

18 yaşından önce Emekli Sandığı iştirakçisi (4/c sigortalısı)  olmak ancak kaza-i rüşt kararı almakla mümkün. 18 yaşından önce Bağ-Kur (4/b) sigortalısı olmak da 04.05.1979’dan beri mümkün değil. Dolayısıyla 18 yaş sorunu bu durumlarda da kendi içinde yaşanmıyor. Ancak SSK sigortalılığından sonra Bağ-Kur yahut Emekli Sandığı’ndan emeklilikte bir uygulama birliği yok ve bu da karışıklıklara ve mağduriyetlere neden oluyor.

18 yaşından önce edinilmiş SSK primleri ile Emekli Sandığı’ndan emeklilikte uygulama bu tür primlerin yaş ve erkekler için 25 yıl (9 bin gün) ve kadınlar için 20 yıllık (7200 gün) hizmet sürelerine sayılmasıyla çözülmüş oluyor. Bu tür primler sadece intibakta yani emeklilik ve kazanılmış hak aylığının tespitinde göz önüne alınmıyor. Burada kayda değer bir sorun yok.

Buna karşın 01.04.1981’den sonra ve 18 yaşından küçük iken edinilmiş SSK primleri ile Bağ-Kur’dan (4/b sigortalılığından) emeklilikte sorun yaşanıyor. Kimi SGK birimleri bu tür primleri yaş hesabında kimi de hem yaş ve hem de kadınlar için 7 bin 200 erkekler için 9 bin günün hesabına saymıyorlar. Bu da sigortalıların mağduriyetine yol açıyor.

Evet, her ne kadar SSK’lılar için sigortalılık süresi ile gün sayısı kavramları birbirinden ayrı kavramlar olsa Emekli Sandığı ve Bağ-Kur süreleri bakımından sigortalılık süresi ve gün sayısı birbirine bitişik kavramlar olsa da bunun sonucundan bir mağduriyet doğmamalı.

01.04.1981’den sonraki süreçte ve 18 yaşından küçük iken edinilmiş SSK süreleri SSK’lılar için güne ve başlangıca sayılırken, Emekli Sandığı’nda emeklilikte de hem güne hem de yaş hesabında dikkate alınırken bu tür primler Bağ-Kur’dan emeklilikte tabiri caizse hiçbir işe yaramamış oluyor. O zaman da bu tür çalışmalar anlamsızlaşmış oluyor. SGK 2011/58 sayılı kapsamlı Genelgesinde yer vermediği bu hususa artık yeni bir genelge çıkartarak el atmalı. El atmalı ve bu haksız, kendi personelini de ikileme düşüren uygulamasından doğan mağduriyeti gidermeli, vatandaşını da gereksiz yere mahkeme kapılarında uğraştırmamalıdır. Zira malûllük yaşlılık ve ölüm sigortaları gibi uzun vadeli sigorta kollarından ödenen primlerin emeklilikte işe yaramaması gibi bir çelişkinin hukukiliğini kimse iddia edemeyeceği gibi bu yanlış da muhakkak yargıdan döner.

18 yaş ve yurtdışı hizmetler

İkinci konu da 18 yaş öncesi ama bu defa yurtdışı sigortalılık başlangıcı ile ilgili bulunuyor. 18 yaşından önceki yurtdışı çalışma süreleri 3201 sayılı Yasadaki açık yasal engel nedeniyle borçlanılamıyor.

Öte yandan 6552 sayılı Yasa ile getirilen değişiklik ile Türkiye ile sözleşmeli ülkelerden çoğu ile yapılan sözleşme gereği oradaki sigortalılık başlangıcı Türkiye’den emeklilikte değerlendiriliyor ve buna göre emeklilik koşulları tayin ediliyor. SSK statüsünden emeklilikte başlangıç kavramı çok önemli ve gurbetçilerin tamamına yakını da SSK statüsünden emekli olmaya çalışıyor ve oluyor da.

İşte tam bu noktada örneğin Ağustos 1986 yılında ve 16 yaşında iken böyle bir ülkede çalışmaya başlayan gurbetçi vatandaşımız 18 yaşını doldurduğu Haziran 1988’den önceki sürelerini borçlanamıyor. Kimi SGK birimleri yurtdışında sigortalılığa başladığı 1986 başlangıcına göre 49 yaşında ve 5300 günle emekli ederken, kimi SGK birimleri ise ilk borçlanılan günü başlangıç sayıp 51 yaşında ve 5450 günle emekli ediyor.

2018/38 sayılı Genelge 509 sayfalık haccime rağmen böylesi muğlak ve tereddüt meydana getiren konuları açacak hükümler içermesi gerekirken, bunlara değinmemiş bulunuyor.

Bu da ya hak kayıplarına ya da ileride sigortalılarla Kurum arasında önemli hukuki problemlere yol açacak nitelikte bulunuyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Ölüm Toptan Ödemesinde Son Genelge ile Neler Değişti?

Ölüm aylığı bağlanması için en az 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya 4/1-(a) sigortalıları için, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması gerekiyor.

01.10.2008 tarihinden önce ölen SSK sigortalılarının 900 gün hesabında borçlanılan tüm süreler dikkate alınabiliyor.

5510 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi gereğince, 4/1-(a) (SSK) ve 4/1-(b) (Bağ-Kur) kapsamındaki sigortalılar ile 15.08.2008’den sonra ilk defa 4/1-(c) kapsamında sigortalı olanlardan (Kamu görevlileri), ölen sigortalıların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanamaması durumunda, ölüm tarihi esas alınmak kaydıyla hesaplanan ölüm toptan ödeme tutarı, aynı Kanunun 34 üncü maddesindeki aylık paylaşım esasları dikkate alınarak sigortalının hak sahipliği şartlarını taşıyan eşine, çocuklarına, ana ve babasına verilmesi icap ediyor.

Başvuru Metodu

Ölüm toptan ödemesi yapılabilmesi için “Gelir/Aylık/Ödenek Talep Belgesi” ile ilgili üniteye başvurmaları gerekmekte olup anılan belgeye malûl erkek çocuklar için sağlık kurulu raporu eklenmesi gerekiyor.

Ölüm toptan ödemesinde de “Kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası primleri” toptan ödeme yoluyla ödenmemekte, ancak sigortalının sağlığında yapmış olduğu hizmet borçlanmaları hak sahiplerine ödenecek ölüm toptan ödemesine eklenebilmektedir.

Genelge İle Gelen Değişiklikler

Genelgede bu konuda vurgulanan yeni ve özel hususlar ise;

  • Ölüm toptan ödemesi yapılabilmesi için, eş, çocuk, ana ve babaya ölüm aylığı bağlanmasında aranan şartların mutlaka yerine getirilmiş olması gerektiği, bu şartları taşımayan hiçbir hak sahibine toptan ödeme yapılmayacağı,
  • Hak sahiplerine yapılacak toptan ödemenin toplamı sigortalıya yapılacak toptan ödeme tutarını geçemeyeceği, bu sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahiplerinin hisselerinden orantılı olarak indirim yapılacağı,
  • Hak sahiplerine toptan ödeme yapıldıktan sonra ölen sigortalının sonradan tespit edilen hizmetlerle birlikte ölüm aylığı bağlanması için aranan gün sayısı ve/veya sigortalılık süresi şartının yerine getirildiğinin tespit edilmesi durumunda, hak sahiplerine yapılan toptan ödeme tutarının ihya edilerek, bağlanacak aylığın başlangıcında, ölüm tarihi/hak sahibi olma niteliğinin kazanıldığı tarihin esas alınacağı

Olmaktadır.

Örneğin; 16.08.2007 tarihinde sigortalılığı başlayan ve 840 prim ödeme gün sayısı olan sigortalı, Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamında sigortalı iken 02.12.2015 tarihinde vefat etmiştir. Ölüm aylığı bağlanması için aranan 900 gün şartı oluşmaması nedeniyle hak sahiplerine 14.03.2016 tarihli taleplerine istinaden toptan ödeme yapılmıştır. Ancak, dosyada yapılan incelemede sigortalının başka bir sicilde geçen 120 gün hizmeti ile birlikte aylık bağlanması için aranan 900 gün koşulunu fazlasıyla yerine getirdiği tespit edilmiştir. Bu durumda, hak sahiplerine yapılan toptan ödeme tutarı ihya edilecek ve bağlanacak ölüm aylığının, ölüm tarihini/hak sahibi olma niteliğinin kazanıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren başlatılması gerekecektir.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Çalışanlar İçin 2019 Yılı Asgari Geçim İndirimi Tutarları Ne Oldu?

01.01.2019 tarihinden itibaren uygulanacak aylık asgarî ücret brüt tutarı 2558,40 TL olarak belirlendi. Buna bağlı olarak memur olsun işçi olsun çalışanların 2019 yılında alacakları Asgarî Geçim İndirimi (AGİ) tutarları da belli oldu. Buna göre Asgari ücretin Asgari Geçim İndirimi hariç net miktarı 1829,02 TL olmakla birlikte çalışanlar aile ve çocuk durumuna göre aşağıdaki AGİ miktarlarını da bu rakamlara ek olarak alabilecekler.

Örneğin bekâr bir çalışan veya eşi ücretli ve çocuksuz bir çalışan için AGİ dâhil olmak üzere asgari ücretin neti 2020,90 TL olurken, iki çocuklu ve eşi ev hanımı bir sigortalı için 2116,84 TL olacak. Bu rakamlar 01.01.2019 – 31.12.2019 tarihi arasında geçerli olacak. Yani 2019 yılı sonuna kadar aynı asgari ücret uygulanacak.

Zaten bilindiği üzere AGİ tutarları da her yılın ilk dönem asgari ücret tutarlarına göre belirleniyor, Temmuz asgari ücreti değişse bile Ocak asgari ücretine göre uygulama devam ettiriliyordu.

 

ÇALIŞANIN AİLE DURUMU Aylık Asgari Geçim İndirim Miktarı (TL) ASGARİ ÜCRETİN Gerçek Neti AGİ’li ASGARİ ÜCRET (TL) (2019)
Bekâr 191,88 1.829,02 2.020,90
Evli + Eşi ücretli 191,88 1.829,02 2.020,90
Evli + Eşi ücretli + 1 Çocuk 220,66 1.829,02 2.049,68
Evli + Eşi ücretli + 2 Çocuk 249,44 1.829,02 2.078,46
Evli + Eşi ücretli + 3 Çocuk 287,82 1.829,02 2.116,84
Evli + Eşi ücretli + 4 Çocuk 307,01 1.829,02 2.136,03
Evli + Eşi ücretli + 5 Çocuk 326,20 1.829,02 2.155,22
Evli + Eşi çalışmıyor veya geliri yok 230,26 1.829,02 2.059,28
Evli + Eşi çalışmıyor veya geliri yok +1 Çocuk 259,04 1.829,02 2.088,06
Evli + Eşi çalışmıyor veya geliri yok +2 Çocuk 287,82 1.829,02 2.116,84
Evli + Eşi çalışmıyor veya geliri yok +3 Çocuk 326,20 1.829,02 2.155,22

 

AGİ bir ayda alınacak gelir vergisine tabi tüm istihkaklarda konu edilerek aylık ödenen gelir vergisinden mahsup edilebiliyor. 18 yaşına, öğrenim görüyorsa 25 yaşına kadar çocuklarla bakımı üstlenilmiş, evlât edinilmiş çocukların da AGİ bildiriminde bulunulması mümkün. Ana babasını kaybetmiş torunlar da bildirilebiliyor.

Çocukların sosyal güvenlikçe tabi oldukları ebeveynin bildiriminde beyan edilmesi gerekiyor. Çalışanlar ücretli olarak çalışmayan eşlerini, emekli aylığı alıyor olsalar dahi beyan etme hakkına sahip bulunuyorlar.

Aylık AGİ miktarının üst sınırı çalışanın aylığından ay içinde kesilen gelir vergisi olup düşük gelir vergisi nedeniyle ay içinde kullanılamayan AGİ bedeli sonraki ayda kullanılamıyor.

Değişiklikler Bildirilmeli

Memurlar ve diğer çalışanlar, aile ve çocuk durumunda AGİ oranını etkileyecek bir değişiklik olduğunda, bunu bir ay içinde işverenine bildirmek zorunda bulunuyor.

Üçüncü Çocuğun Oranı Artırıldı

Asgarî geçim indirimi, ücretin elde edildiği takvim yılı başında belirlenen 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin yıllık brüt tutarına;

  • Mükellefin kendisi için % 50’si
  • Çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi için % 10’u
  • Çocukların her biri için ayrı ayrı olmak üzere ilk iki çocuk için % 7,5’i
  • Üçüncü çocuk için %10’u
  • Diğer çocuklar için % 5’i

olmak üzere ücretlinin şahsi ve medeni durumu dikkate alınarak hesaplanan indirim oranlarının uygulanması sonucu bulunacak tutarın, Gelir Vergisi tarifesinin birinci gelir dilimine uygulanan oranla çarpılması sonucu bulunacak indirim tutarının 1/12’sinin aylık olarak hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmesi suretiyle bulunuyor.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Yaşlılık Toptan Ödemesinde Son Genelge ile Neler Değişti?

Yaşlılık Toptan Ödemesi hep merak edilen konulardan biridir. Yaşlılık Toptan Ödemesi emeklilik yaşı gelip de emekli aylığı bağlanması için gerekli diğer koşulları tamamlayamamış olanların emekli olma hedefinden vazgeçip ödedikleri primleri toplu şekilde alabilmelerini sağlayan bir yasal hak oluyor.

Ancak 5510 sayılı Kanun öncesindeki uygulama gereği bu talepte “Dağın fare doğurması” ile karşılaşılması kuvvetle muhtemeldir. Zira 2008 Ekim ayına kadar enflasyon dikkate alınmaksızın güncellemesiz ödeme yapılıyor.

Evet, toptan ödemede 5510 sayılı kanun güncelleme katsayısı ile güncelleme hakkı getirerek bu konuda bir rahatlama sağlasa da 01.10.2008 itibariyle mülga kanunlar olan 506, 5434 ve 1479 sayılı kanunlar 2008 yılına kadar olan süreç için primleri olduğu gibi verme uygulaması öngörüyorlar.

Yaşlılık Toptan Ödemesi Nedir?

5510 sayılı Kanunun 31 inci maddesine göre yaşlılık toptan ödemesi, 4/a (SSK), 4/b (Bağ-Kur)  ve 15 Ekim 2008 tarihinden itibaren ilk defa 4/c sigortalısı olanlardan,

– Çalıştığı işten ayrılan, işyerini kapatan veya devreden,

– Kadınlar için 58, erkekler için 60 yaşını doldurduğu halde malullük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan,

sigortalılara yapılan ödeme oluyor.

Müracaat Yeri

Yaşlılık toptan ödemesi talebine ilişkin müracaatın 4/1-(a) (SSK) sigortalıları için çalıştığı işten ayrıldıktan, 4/1-(b) (Bağ-Kur) sigortalıları için işyerini kapattıktan veya devrettikten sonra kendisinin veya varsa vekilinin veyahut vasisince ilgili üniteye yapılması gerekiyor. 4/1-(c) sigortalılarının da kendisinin veya varsa vekili veyahut vasisinin Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığına örneği SGK’ca hazırlanan “Gelir/Aylık/Ödenek Talep Belgesi” ile başvurması icap ediyor.

Hesabı

Yaşlılık toptan ödemesinin tutarı, sigortalı;

– 4/1-(a) ve 4/1-(c) kapsamında ise kendi adına bildirilen,

– 4/1-(b) kapsamında ise kendisinin ödediği,

malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin (% 20) her yıla ait tutarının;

– Toptan ödemeye esas hizmet sürelerinin Ekim 2008 tarihinden önce olması halinde, 5510 sayılı Kanunun geçici 5 inci maddesi gereğince, bu Kanunla bazı maddeleri yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine (1479/39; 506/64; 5434/82) göre 1 Ekim 2008 tarihi itibarıyla hesaplanarak, 1 Ekim 2008 tarihi ile toptan ödemenin yapılmasına ilişkin yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için her yılın güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan tutarının,

– 1 Ekim 2008 tarihi ve bundan sonraki süreler için primin ait olduğu yıldan itibaren yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek tespit edilen tutarının,

toptan ödeme şeklinde verilmesi biçiminde uygulanıyor.

Ayrıca kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası primlerinin ise toptan ödeme yoluyla ödenmesi mümkün bulunmuyor.

Son Genelge ile Değişenler

2018/38 sayılı Genelgede bu konuda yeni olarak vurgulanan noktalar ise;

  • Sigortalının hizmet borçlanmalarının yaşlılık toptan ödemesine dahil edilmeyeceği,
  • Yaşlılık toptan ödemesi talebinde bulunup tarafına yaşlılık toptan ödemesi yapılan sigortalılardan, toptan ödeme tarihinden önce geçen hizmetlerinin toptan ödeme yapıldıktan sonra tespit edilmesi halinde, söz konusu hizmetlerin dahil edilerek toptan ödeme işlemi düzeltilecek olması,
  • Toptan ödeme yapıldıktan sonra yeniden çalışmaya başlayan sigortalıların toptan ödeme tarihinden sonra geçen çalışmalarının da talepte bulunmaları halinde toptan ödeme şeklinde verilecek oluşu,
  • Yaşlılık aylığı bağlanması veya toptan ödeme yapılması talebinde bulunan ve talep tarihi itibari ile yaşlılık aylığı için diğer şartları taşımakla birlikte gerekli prim ödeme gün sayısını sonradan tespit edilen hizmet süreleriyle tamamlayanlardan, toptan ödeme talebinden önce tahsis talebinde bulunanlara ilk tahsis talep tarihi, diğerlerine ise toptan ödeme talep tarihi esas alınarak aylık bağlanacağı ve bunlardan toptan ödeme yapılmış olanlara ödenen tutarların bağlanacak aylıklardan mahsup edileceği hususu

 

olmakta.

Örneğin 01.12.1988 tarihinde sigortalılığı başlayan ve toptan ödeme yapılması için aranan (Kadınlar için 58 erkekler için 60) yaş şartını yerine getiren sigortalının, yaşlılık aylığı talebinde bulunmaksızın doğrudan 01.07.2018 tarihli toptan ödeme talebine istinaden 2900 günlük hizmeti toptan ödeme olarak ödenmiştir. Ancak, dosyada yapılan incelemede sigortalının başka bir sicilde geçen 700 günlük hizmeti ile birlikte aylık bağlanması için aranan 3600 gün koşulunu yerine getirdiği saptanmış ise sigortalıya toptan ödeme talep tarihi olan 01.07.2018 tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığı bağlanması ve toptan ödeme tutarının bağlanacak aylıktan mahsup edilmesi gerekecektir.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

SGK’dan Muvazaalı Boşanmaya “Hülle” Kapısı

TDK’nın tanımına göre ”Medeni Kanun’un kabulünden önce, kocasından üç kez boşanan kadının, yine eski kocasıyla evlenebilmesi için yabancı bir erkeğe bir günlüğüne nikâh edilmesi” olayına hülle deniyor.

Boşanmanın Medeni Kanun öncesi sadece sözle yapılıp bu derece kolay olması karşısında “Hülle” metodu türetilmiş ki güya sonuçları itibariyle erkekler için caydırıcı olsun.

Hülle uygulaması ile eşini üç defa “Boş ol” diyerek boşayan erkeğin eşiyle yeniden bir araya gelebilmesi yeniden karı-koca olabilmesi için karısının bir başka erkekle evlenip sonra boşanması şartına bağlanmış.

Hülle tam bir hile aslında, yani aynı çiftin tekrar evlenebilmeleri için uydurulmuş bir hile yöntemi.

Peki, günümüzle ilgisi ne?

Olmaz mı? Bugün kurumlarımızla birlikte geçmişe “doğru – yanlış” demeden öykünen bir noktaya geldik.

Ülkemizde uzun süredir kız çocuklarının yetim aylığıyla ilgili bir muvazaalı boşanma olayı yaşanmakta. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilmekte ve bu kişilere ödenmiş olan tutarlar 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereği tahsil edilmekte.

SGK’nın denetim ve kontrolle yetkilendirilen memurlarının tespiti sonucu gelir veya aylıkları 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi gereği kesilmiş bulunan ve gelir/aylıklarının yeniden bağlanmasını talep edenlerden;

Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeniyle aylığı kesilen hak sahibinin,

  • Birlikte yaşadığı tespit edilen eşinin ölmesi,
  • Eşinin başka biri ile evlenmesi,

hallerinde hak sahibi eş veya kız çocuklarının aylıkları yeniden bağlanıyordu.

Şimdi 2018/38 sayılı Genelge ile buna bir durum daha eklendi.

Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeniyle aylığı kesilen hak sahipleri  “Kendisinin üçüncü bir kişiyle evlenerek boşanması” halinde de aylığı yeniden bağlanacak.

Yani boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle anne ve/veya babasından dolayı bağlanan yetim aylıkları kesilen kadın eğer kocasından başka bir erkekle evlenip boşanırsa anne-babasından dolayı aldığı aylığı yeniden bağlatabilecek. Uygulama tam anlamıyla “Hülleyi” çağrıştırıyor.

Aylıkların yeniden bağlanmasında, mülga (506, 1479, 5434 gibi) kanunlara göre bağlanmışsa kendilerinin boşandıkları tarihi veya boşandıkları eşlerinin ölüm veya evlenme tarihlerini izleyen ay başından, 5510 sayılı Kanuna göre bağlanmışsa talep tarihlerini takip eden ay başından başlatılması öngörülüyor.

Bu konuda yine 2018/38 sayılı Genelge ile;

  • Boşanmaları nedeniyle gelir/aylık talebinde bulunan eş ve kız çocukları ile evlenme ödeneği talebinde bulunan kız çocuklarından önceden taahhütname alınırken artık “Gelir/Aylık/Ödenek Talep Belgesi” alınması,
  • SGK’nın denetim ve kontrolle yetkilendirilen memurlarınca düzenlenen raporlarda belirli bir süre içinde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen eş ve kız çocuklarına söz konusu sürelerde ödenmiş olan tutarların, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan kısmının tahsil edilmesi, bu durumda fiilen birlikte yaşamanın sona erdiği tarihi takip eden ay başından itibaren aylık başlatılması,
  • Yurtdışında ikamet eden hak sahibinin boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığı hakkında araştırma yapılmaması da

Öngörülüyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

2018/38 sayılı Son SGK Genelgesine Göre Memurlar ve Askerler Nasıl Malûl Sayılacak?

2018/38 sayılı son SGK Genelgesi memurların yani 4/c sigortalılarının malûllük esaslarını da 2011/58 sayılı eski Tahsis Genelgesine göre daha geniş biçimde düzenliyor.

2011/58 sayılı Genelgede “Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, Kanunun 4/1-(a) ve 4/1-(b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60’ını, “  kaybedenlerin malûl sayılacaklarını vurgulamakla yetiniyordu.

Son Genelge bu tanıma 4/c sigortalılığı kapsamında bulunanlar için zaten ilgili yasasında da olan “Çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği SGK sağlık kurulunca tespit edilen sigortalıların malûl sayılacaklarını” ekliyor.

Kaldı ki zaten 4/c sigortalılarının malûllük tanımlarında “vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetmiş olma” yasal koşulu vardı. Yani 4/c sigortalıları hem çalışma gücünü en az yüzde 60 oranında kaybetme halinde ve hem de vazifelerini yapamayacak biçimde şekilde meslekte kazanma gücünü yitirmiş olma koşulunun sağlanması durumunda malûl sayılıyorlar.

Genelge ile eklenen bu tanımın anlamı malûllük sigortası hükümlerine tabi olma bakımından 15 Ekim 2008’den önce 5434 sayılı Kanuna tabi olan eski Emekli Sandığı iştirakçileri ile bu tarihten sonra ilk defa 5510/4/c sigortalılığına başlayan sigortalıların farkının olmadığının altının çizilmesi oluyor.

Malûllük Öncesi Sınıf Değiştirme Hakkı

4/c sigortalılarından malûl olduklarına karar verilenler, yazılı talepte bulunmaları halinde, haklarında malûliyet hükümleri uygulanmaksızın malûllüklerinin engel olmadığı başka vazife veya sınıflara nakil suretiyle tayinleri yapılmak üzere istifa etmiş sayılabiliyorlar.

Bunların istifa etmiş sayıldıktan sonra dahi, sınıf değiştirme hakkının uygulanmasını isteme hakları bulunuyor. Ancak, kurumlarında başka vazife ve sınıflara nakli mümkün olanlardan özel kanunlarına göre yükümlülük süresine tabi olanlar, bu yükümlülüklerini tamamlamadıkça veya malûliyetlerinin yeni vazifelerine de mani olduğuna dair usulüne uygun yeniden rapor almadıkça bu haklarını kullanma hakları bulunmuyor.

Memurların Sıhhi İzinle Malûllüğü

4/c sigortalılığı kapsamındaki sigortalılardan, vazifelerini yapamayacak derecede hastalığa uğrayanlar, hastalıkları kanunlarında tayin edilen sürelerden (genel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda yer alan süreler) fazla devam etmesi halinde, yine hastalıklarının mahiyetlerine ve doğuş sebeplerine göre malûl veya Kanunun 47 nci maddesi hükümlerine göre vazife malûlü sayılmaları gerekiyor.

Tedavisinin imkânsız olduğu sağlık kurulu raporuyla belirlenen hastalıklara uğrayanlar ise, sıhhi izin müddetlerinin bitmesi beklenilmeksizin SGK sağlık kurulunca “malûl” veya “vazife malulü” sayılıyorlar.

Sıhhi izin süresini dolduranların başka sınıf ve vazifelere nakledilerek göreve devam etme imkânları bulunmuyor.

657 sayılı Kanunun 105 inci maddesi uyarınca memura, aylık ve özlük hakları korunarak, verilecek raporda gösterilecek lüzum üzerine;

– Kanser, verem ve akıl hastalığı gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığı hâlinde onsekiz,

– Diğer hastalık hallerinde ise oniki

aya kadar izin verilmesi gerekmekte olup, gerektiğinde bu süreler bir katına kadar uzatılabiliyor.

Memurların hastalıkları sebebiyle yataklı tedavi kurumlarında yatarak gördükleri tedavi sürelerinin hastalık izinlerine ait sürelerin hesabında dikkate alınması gerekiyor.

Görevi sırasında veya görevinden dolayı bir kazaya veya saldırıya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memurun, iyileşinceye kadar izinli sayılması gerekiyor.

Askerlerin Sıhhi İzinle Malûllüğü

926 sayılı Kanunun 128 inci maddesi uyarınca ise subay ve astsubaylar;

– Barışta ve savaşta hizmet yapamayacak şekilde hastalanan subaylar ve astsubaylar, hastalıkları geçici veya geçici olup sekel bırakan hastalıklardan ise, ay ve gün hesabı ile her bir hastalığı için toplam olarak ve fiilen iki yılı geçmemek üzere, nekahet tedavisi, istirahat ve hava değişimi işlemine tabi tutulması,

– Kanser, her türlü kötü huylu tümör, verem, kronik böbrek yetmezliği ile akıl ve ruh hastalıkları gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığa yakalananlar, toplam olarak ve fiilen üç yılı geçmemek şartı ile tedavi, istirahat veya hava değişimine tabi tutulabilmesi,

– Barışta ve savaşta görev esnasında veya görev dışında, görevlerinden dolayı bir saldırıya veya kazaya uğrayan veya bir meslek hastalığına yakalanan subay ve astsubaylar yukarıda belirtilen sürelere bağlı olmaksızın iyileşinceye kadar izinli sayılması,

Gerekiyor.

Bu kapsamdakilerin hastalıkları sebebiyle hastanelerde geçen teşhis ve tedavi sürelerinin hastalık izinlerine ait sürelerin hesabında dikkate alınmaması gerekiyor.

Sıhhi izin süresinin hesabında; ilk hastalık izninin alındığı tarihten itibaren bir yıldan fazla ara vermeden aynı hastalık nedeniyle alınan rapor süreleri toplanacaktır. Ayrı ayrı hastalıklar sebebiyle alınan rapor süreleri birleştirilmeyerek ayrı değerlendirilecek ve aynı hastalık sebebiyle son istirahat raporunun bitiminden 1 yıl geçtikten sonra alınan raporlar da toplama dahil edilmemesi gerekiyor.

Kadın sigortalılara verilen doğum öncesi ve sonrası izinlerin, sıhhi izin süresi kapsamında değerlendirilmemesi de gerekiyor.

Örneğin; 01.02.2018 tarihinde 6 ay rapor alan bir sigortalı, 3 ay çalışıp 5 ay rapor almış, 8 gün çalışıp 4 ay rapor almış, 3 ay çalışıp 6 ay rapor almış, 12 gün çalışıp 5 ay rapor almış ise, raporların aynı hastalıktan dolayı alınmış olması ve uzun süreli tedaviyi gerektiren hastalık olmaması koşuluyla sıhhi izin süresini doldurmuş olacaktır. (6+5+4+6+5=26 ay)

Aynı hastalık için 01.02.2018 tarihinden itibaren fasılalı veya fasılasız 6 ay rapor alan sigortalı, raporunun bittiği 01.08.2018 tarihinden itibaren 13 ay çalıştıktan sonra aynı hastalık sebebiyle 9 ay rapor almış, göreve başlayarak 3 ay çalışmış ve 6 ay rapor almış ise; aradan 1 yıldan fazla zaman geçtiği için raporlar birleştirilmeyerek, sadece 15 aylık rapor değerlendirilecek ve 9 ay daha rapor hakkı bulunduğundan malûlen emeklilik yönüyle herhangi bir işlem yapılması icap etmeyecektir.

Personel Kanunları Olmayan İştirakçilerin Malûllüğü

Ayrıca, personel kanunlarına tabi olmayanların hastalık sebebiyle malûl sayılmalarına esas alınacak hastalık süresi hakkında kendi özel kanunları yürürlüğe girinceye kadar 657 sayılı Kanunun hastalık iznine ilişkin hükümleri uygulanması gerekiyor. Sigortalının personel kanunlarındaki yazılı sürelerden önce geçen hastalığı en çok bir yıl içinde nüksetmesi halinde eski ve yeni hastalık süreleri birleştirilmek suretiyle işlem yapılması gerekecektir.

Ancak, yedek subay veya er olarak ya da talim, manevra, seferberlik veya harp dolayısıyla görevleri ile ilgileri kesilmeksizin silah altına alındıkları dönemde malûl olup, bu malûllükleri asıl görevlerini veya işlerini yapmaya mani olmayanlar hakkında, bu hastalık veya engellilik halleri sebebiyle malûllük sigortasına ilişkin hükümler uygulanmıyor.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

SGK’dan Çifte Emekli Aylığına Yeni Kısmi Engel

SSK veya Bağ-Kur statüsünden emekli olduktan sonra memur olarak kamuya geçenler oluyordu. Kamuda sosyal güvenlik destek primi uygulaması olmadığı için bu memurlar 15 yıl ve 61 yaşı doldurduklarında bir de Emekli Sandığı emeklisi olabiliyorlardı.

Kamuda Emekli Çalışma Yasağı

Bu geçiş 2005 yılından itibaren 5335 sayılı Yasa ile kısmen yasaklanmıştı. Zira artık bu tarihten sonra hem emekli aylığı alıp hem de memur olmak ya da kamuda SSK sigortalısı olarak çalışmak yasaklanmıştı. Aylık alarak çalışanlar daha sonra bu emekli aylıklarını faiziyle ödemek zorunda kaldılar.

Bu tarihten sonra emekli aylığını kestirip sonrasında kamuda çalışanlar da 15 yıl Emekli Sandığı hizmetini ve 61 yaşını doldurduklarında yine ikinci emekli aylığına hak kazandılar. 15 yılı doldurmadan ayrılanlar da bu hizmetleri ile – ekseriyetle SSK emeklisiydiler – SSK emekli aylıkları ile bu sürelerini 2829 sayılı Kanun gereği birleştiremediler. Toptan ödeme olarak primlerini iade alabildiler.

Hizmet Birleştirme Engeli Vardı

Diğer statüden emekli aylığı bağlandıktan sonraki Emekli Sandığı kapsamındaki hizmetleri ile emekli olmadan önceki diğer statü kapsamındaki hizmetleri birleştirilemiyordu. Zira emekli olduktan sonraki normal çalışma statüsü farklı ise emeklilik öncesi ve sonrası hizmetler birleştirilemiyordu.

Eski – Yeni Memur Farkı

15.10.2008’den itibaren ilk defa kamuda memur olanlar ise haklarında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayan 4/c sigortalısı oldular. Emeklilik tarihi ve emekli aylığı hesaplama usulü bakımından 15 Ekim 2008 öncesinde bir şekilde T.C. Emekli Sandığı Kanunu kapsamında hizmeti olanlardan farklı ve daha olumsuz koşullara tabi bulunuyorlar.

İşte 2108/38 sayılı son SGK Genelgesi bu farklılığın altını iki kurumdan ayrı ayrı bağlanan çifte aylık (Dul-yetim aylığı değil) bakımından da kalınca çiziyor.

Bahse konu yeni Genelgeye göre;

15.10.2008 tarihinden sonra ilk defa sigortalı olanların 5335 sayılı Kanun kapsamında aylıkları kesildikten sonra Kanunun 4/1-(a) ve 4/1-(c) bendi kapsamında geçen hizmetleri Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği kısmi aylığın hesabında dikkate alınacak. Yani birleştirilebileceği için çifte aylık olmayacak.

Hizmet Birleştirme Engeli Kaldırıldı

Keza 2008/Ekim aybaşından önce “Kanunun 4/1-(a) (SSK) veya 4/1-(b) bendi (Bağ-Kur) kapsamında yaşlılık aylığı almakta olanlar ile bu tarihten önce sigortalı olup, Kanunun geçici 2 nci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanarak, 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi kapsamında aylıkları kesilenlerden Kanunun 4/1-(a) veya 4/1-(c) bendine tabi sigortalı olanların sigortalılıklarının sona erdiği tarih, yazılı istek tarihi olarak kabul edilecek”.

Söz konusu sigortalıların aylık kesildikten sonra Kanunun 4/1-(a) veya 2008/Ekim aybaşından itibaren ilk defa 4/1-(c) bendi kapsamında geçen hizmetleri, Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği kısmi aylığın hesabında değerlendirilecek. Diğer bir ifadeyle, aylık bağlanan statü ile aylık bağlandıktan sonra çalışılan statünün farklılığı halinde de, farklı statüde geçen hizmetler, kesilen aylığın statüsü değiştirilmeksizin kısmi aylığın hesabında dikkate alınacak.

Örneğin 4/1-(a) sigortalılığı kapsamında yaşlılık aylığı almakta iken 15.02.2018 tarihinde kamuya ait işyerinde 4/1-(c) kapsamında çalışmaya başlayan sigortalı 14.02.2020 tarihinde görevinden ayrılmışsa bu durumda sigortalının tahsis talep tarihi 14.02.2020 olarak kabul edilecek ve 4/1-(c) kapsamında geçen hizmetleri kısmi aylığın hesabında dikkate alınacak.

Fark Ne?

Bu durumda Ekim 2008 öncesi SSK ve Bağ-Kur emeklisi veya Ekim 2008 öncesi SSK, özel banka sandığı veya Bağ-Kur sigortalısı olup 2008 sonrası emekli olduktan sonra ilk defa 15 Ekim 2008 ve sonrasında 4/c sigortalısı olanlar ile 4/c sigortalılığından ayrıca emekli olamayacaklar. 4/c sigortalılığı kapsamındaki çalışmaları kamuda çalışmaya başlamaları nedeniyle kesilen önceki emekli aylıklarının hesabında değerlendirilecek.

Buna karşın 2008 öncesi diğer kurum emeklisi olup Ekim 2008’den önce kamuda Emekli Sandığı iştirakçisi olarak göreve başlayanlar ise şartlarını sağlamak kaydıyla iki aylık hakkını korumaya devam edecekler.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Yurtdışında Çalışmaya Başlayacak Emeklilere Yeni Genelge Bombası

Dünkü yazımızda SGK’nın 509 sayfalık 2018/38 sayılı son Genelgesinin çok sayıda değişikliği getirdiğini belirtmiştik. Bunları bu köşeden değerlendireceğimizi belirtmiştik.

İlk yazımızı değişiklik olduğu sanılan ama aslında değişmeyen bir konuya ayırmıştık.

Bugün de meydana gelen önemli değişikliklerden birine ayırdık.

Bilindiği üzere yurtdışı (Çalışma yahut ikamet) borçlanması yaparak emekli olanların emekli olduktan sonra yurtdışında çalışmaya devam etmeleri halinde aylıkları 3201 sayılı Yasanın açık hükmü nedeniyle kesilmesi gerekiyor.

Hal böyleyken SGK tamamen yurt içi hizmetler ile emekli olanların emekli aylıkları bağlandıktan sonra yurtdışında çalışmaya başlamaları halinde bu aylıklarını da 2014 yılına kadar kesiyordu. Bu mesnetsiz ve haksız uygulama karşısında doğru tezle dava açanlar haklarını geri alırken, dava açmayanlar bu duruma razı oluyordu.

Açılan bu davaların belli sayıya ulaşması nedeniyle SGK bu haksız uygulamasından vazgeçerek 2014 yılında artık tamamen yurtiçi hizmetlerle bağlanan aylıklara dair kesme uygulaması yapmayacağını deklare etmişti.

Ne var ki SGK’nın 2018/38 sayılı son Genelgesi bu konudaki uygulamasını yeniden değiştirmiş bulunuyor.

Söz konusu Genelgede;

Aylık talebinde bulunulduğu tarihte veya bu tarihten önce ülkemizin sosyal güvenlik sözleşmesi imzaladığı ülkelerde çalışmaları olanlar hariç olmak üzere Kanunun yürürlük tarihinden önce Türkiye’de çalışmaya başlayan ve yurt içi hizmet borçlanmaları dahil olmak üzere sadece bu çalışmalarına istinaden Kurumumuzca gerek malullük, gerekse yaşlılık aylığı bağlanan kişilerin, yurt dışında çalışmaya başlamaları halinde aylıklarının kesilip kesilmeyeceği hususunda aşağıdaki açıklamalar doğrultusunda işlem yapılacaktır.

– Kanunun yürürlük tarihinden önceki sosyal güvenlik kanunlarının mülga hükümlerine göre aylık bağlandıktan sonra ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanan ülkelerde çalışılmaya başlanması halinde, bağlanan aylıkların kesileceğine ilişkin anılan kanunlarda açık hüküm bulunmadığından Kanunun yürürlük tarihinden önceki sosyal güvenlik kanunlarının mülga hükümlerine göre malullük veya yaşlılık aylığı bağlananların sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış bir ülkede çalışılmaya başlamaları halinde aylıkları kesilmeyecektir.

– Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı olup, sadece 2008/Ekim ayından önceki yurt içi çalışmalarına göre bu tarihten sonra malullük veya yaşlılık aylığı bağlananların ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerde çalışmaya başlamaları halinde aylıkları ödenmeye devam edilecektir.

– Kanunun yürürlük tarihinden önceki sosyal güvenlik kanunlarının mülga hükümlerine ya da sadece 2008/Ekim ayından önceki yurt içi çalışmalarına göre bu tarihten sonra malullük veya yaşlılık aylığı bağlananların ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerde çalışmaya başlamaları halinde eskiden olduğu gibi aylıkları kesilmeyecektir.

– Kanunda, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı olan kişilerden malullük veya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra yabancı ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların aylıklarının kesileceğine dair açık hüküm bulunmaktadır. Yabancı ülke ile sosyal güvenlik sözleşmesi olup olmadığına bakılmaksızın, bu Kanun hükümlerine göre ilk defa sigortalı olduktan sonra malullük veya yaşlılık aylığı bağlananların yabancı ülkelerde çalışmaları durumunda aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilecektir.”

– Kanunun geçici 2 nci maddesine göre, malullük veya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanıp imzalanmadığına bakılmaksızın yabancı ülke mevzuatına tabi çalışmaya başlayanların aylıkları çalışma tarihini takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilecektir.”

Deniyor.

Son şıkka kadar sorun yok. Ancak son şık şu ana kadarki uygulamayı kısmen tersine çeviriyor.

Tamamen yurt içi hizmetlerle emekli olanları ikiye ayırıyor. 1 Ekim 2008’den önce emekli olanlarla 1 Ekim 2008’den sonra tamamı 1 Ekim 2008’den önce geçmiş hizmetlerle emekli olanların yurt dışı çalışmaları nedeniyle aylıklarını kesmeyeceğini bir kez daha belirtirken,

Yurt içi hizmetlerinin bir kısmı 1 Ekim 2008 öncesi bir kısmı da 1 Ekim 2008 sonrası olanların 4/a (SSK) yahut 4/b (Bağ-Kur) statülerinden bağlanan emekli aylıklarını yurtdışında çalışmaya başlamaları halinde keseceğini belirterek yeni bir niza alanı oluşturuyor. Yani Kurum vatandaş ile arasında yeni davalara kapı açacak yeni bir anlaşmazlık alanı ortaya çıkartmış oluyor.

Yani birtakım şarlatanlar kamuoyunda “yurtdışı borçlanması yaparak emekli olanların da aylıklarını alırken yurtdışında çalışmaya devam edebilecekleri” yönünde hayal satmaya devam ederken, gerçekte SGK’dan gelen bu yasal dayanaktan yoksun yasaklama hukuk ve dayanaktan yoksunluğu sırıtsa da hukuka saygının azaldığı ülkemiz gündemindeki gerçekliklere maalesef uygun düşüyor.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

SGK’nın Son Genelgesi ile Ev Kadınlarının Yurtdışı Borçlanması Hakkı Değişti mi?

SGK’nın tahsis alt mevzuatını tek bir genelgede birleştirme amaçlı 2018/38 sayılı Genelgesi hem boyutu hem de geçtiğimiz yedi yılda meydana gelen tüm değişikliklerle donatılmış olarak tahsis konusundaki tüm konuları içeren bir kaynak durumunda ortaya konmuş bulunuyor.

Bu konuda uzmanların yeni bir ödevi olarak da gündemdeki yerini almış durumda.

Genelgede yeni ve önemli çok sayıda değişiklik var ve bunları en kısa zamnda bu köşede dillendireceğim. Ama bir konu var ki aslında bir değişiklik getirmese de Genelgenin ilk çıkışından itibaren bir konuda muğlaklık ve kafa karışıklığına yol açıcı yönüyle özellikle dikkat çekiyor: Ev kadınlarının yurtdışı borçlanması. Ele alalım.

Bu konuda bahse konu 2018/38 sayılı Genelgede iki alt başlık düzenlenmiş, ilki;

Ev kadınlığı süreleri akit ülke mevzuatına göre sigortalılık süresi olarak kabul edilmediğinden bu süreleri borçlananların sözleşmeli ülkelerdeki ikamet başlangıç tarihleri Türkiye’de ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilmeyecektir. Ev kadınlığı sürelerini borçlananların sigortalılık başlangıcı 3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları gereğince tespit edilecektir.” Diyor.

Genelgede bu konuda dört örnek verilmiş. İki örnek bir alt başlığa diğer ikisi ikinci alt başlığa ait olarak verilmiş.

Örnek 1: Türkiye’de 1/8/2007 tarihinde çalışmaya başlayan kadın sigortalı Azerbaycan’da 1/2/1987-31/1/2006 tarihleri arasında geçen ev kadınlığı süresini borçlanmış ve borcunu ödedikten sonra 18/9/2014 tarihinde aylık talebinde bulunmuştur. Bu durumda, ilgilinin Türkiye’de ilk işe giriş tarihi Türkiye’de çalışmaya başladığı tarihten borçlandığı ev kadınlığında geçen 6840 gün geriye gidilerek 1/8/1988 olarak alınacaktır.”

Diyor. Örnekteki kişinin Türkiye’de herhangi bir sigorta başlangıcı 01.08.2007. 3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği “Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür” ve öyle de yapılmış. Yurtdışı hizmeti çalışma değil ikamet borçlanması olduğu için akit ülke olsa bile ödediği süre Türkiye’deki sigortalılık başlangıcından ödeme günü kadar geriye götürülen tarih oluyor.

İkinci örnek ise;

Örnek 2: Türkiye’de sigortalılığı bulunmayan vatandaşımız İzlanda’da 1/1/1994-31/12/2008 süresinde geçen 5400 gün ev kadınlığı süresini borçlanmıştır. Adı geçen, tahakkuk ettirilen borç miktarını 15/9/2014 tarihinde ödemiştir. Bu durumda ilk işe giriş tarihi, borcun ödendiği tarihten 5400 gün geriye gidilerek 15/9/1999 olarak belirlenecektir.”

Diyor. Yani Türkiye’de sigortası olmayan birinin akit ülke olmayan bir ülkedeki ev kadınlığı süre borçlanması ile ilgili ve elbette ev kadınlığı süresinin başlangıcı sigortalılık başlangıcı sayılmayacak. Türkiye’de de başlangıcı olmadığından 5400 günü ödediği tarihten 5400 gün öncesi başlangıç sayılacak.

Konuya ilişkin ikinci alt başlık;

3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde Türk sigortasına girişinden önce akit ülke sigortasına girdiği tarihin Türk sigortasına girdiği tarih olarak kabul edileceğine ilişkin özel hüküm bulunan ülkelerdeki sigortalılık sürelerini borçlananların, tespit edilen işe giriş tarihinden önceki yurt dışında geçen ev kadınlığı sürelerini de borçlanmaları halinde ilk işe giriş tarihi aşağıdaki şekilde tespit edilecektir:

a) Borç ödeme tarihi ile ilk işe giriş tarihi arasındaki sigortalılık sürelerinden bir kısmı borçlanılmışsa işe giriş tarihi, borç ödeme tarihinden toplam borçlanılan süre kadar geriye götürüldüğünde sözleşmeye göre belirlenen ilk işe giriş tarihinden önceki süreye gelmesi halinde bu tarih olarak alınacaktır.

Örnek: Avusturya’daki 1/1/1996-31/12/2016 tarihleri arasındaki sigortalılık süresinden 6910 gün ile 1/2/1991-30/6/1995 tarihleri arasındaki 1590 gün ev kadınlığı süresini borçlanma talebinde bulunan ve borcunu 1/1/2017 tarihinde ödeyen sigortalının ilk işe giriş tarihi borcu ödediği tarihten toplam borçlanılan gün kadar geriye gidilerek 21/5/1993 olarak belirlenecektir.

b) Borç ödeme tarihi ile ilk işe giriş tarihi arasındaki sigortalılık sürelerinden bir kısmı borçlanılmışsa işe giriş tarihi, borç ödeme tarihinden toplam borçlanılan süre kadar geriye götürüldüğünde sözleşmeye göre belirlenen ilk işe giriş tarihinden sonraki bir sürenin bulunması halinde sözleşmeye göre belirlenen tarih esas alınacaktır.

Örnek: Azerbaycan’daki 1/11/1996-30/11/2016 tarihleri arasındaki sigortalılık süresinden 3600 gün ile 1/1/1991-31/12/1994 tarihleri arasındaki 1440 gün ev kadınlığı süresini borçlanma talebinde bulunan ve borcunu 1/5/2017 tarihinde ödeyen sigortalının ilk işe giriş tarihi, borcu ödediği tarihten toplam borçlanılan gün kadar geriye gidilerek 1/5/2003 olarak belirlenecektir. Bu tarih, sözleşmeye göre belirlenen ilk işe giriş tarihinden önceki bir tarih olmadığından Azerbaycan’da çalışmaya başladığı 1/11/1996 tarihi ilk işe giriş olarak alınacaktır.”

Diyor.

Bu alt başlıktaki ilk örnek Türkiye ile sözleşmeli ülke olan Avusturya’da hem çalışma hem de ev kadınlığı süresini borçlanan bir vatandaşımızla ilgili. Ama dikkat edilirse bu kişinin Türkiye’de sigortalılık başlangıcı yok. O halde 3201 sayılı Yasa gereği bu kişi de borçlanma yapabilir ama Bağ-Kur kapsamında yapabilir. Zira 3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre “Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir.”

Bu kişide akit ülke sigorta başlangıcının emeklilik hakları bakımından başlangıç sayılmamasının nedeni borçlanma statüsünün Bağ-Kur olmasıdır.

Son örnek de yine akit ülke olan Azerbaycan’daki süresini, borçlanma örneğinde de keza kişinin Türkiye sigorta girişi bulunmuyor. Öyle olunca da 3201 sayılı Yasa gereği borçlandığı hem çalışma ve hem de ev kadınlığı sürelerini Bağ-Kur süresi olup sigorta başlangıcı borcun ödendiği tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarih oluyor.

Bu haliyle bile yeterince kafa karıştıran bu konuda SGK’nın yer vermesi gereken bir örnek de Türkiye’de borçlanma öncesi son statüsü SSK olan bir vatandaşın daha öncesinde akit bir ülkedeki hem çalışma ve hem de bunun da öncesinde ev kadınlığı süresini borçlanmasına dair bir örnek olmalıydı. Üstelik pratikte yurtdışındaki ev kadınlığı sürelerini borçlananların çoğu Bağ-Kur kapsamında değil SSK kapsamında borçlanma yaparken dört örneğin üçünü Bağ-Kur kapsamındaki yurtdışı borçlanmasına münhasır kılma  kılma hangi aklın ürünüdür anlamak kabil değil. Diğer örnekte de kişinin son statüsü SSK olsa da akit ülkede yurtdışı çalışması bulunmadığından en çok rastlanan durumlara örnek teşkil etmiyor.

Örneğin Türkiye’de 2016’da SSK sigortalılığı başlangıcı olup akit ülke Almanya’da Nisan 1992’de çalışma başlangıcı olup 1988-1992 yılları arası yine Almanya’da ikamet eden ve bu sürede hiç Türkiye’ye tatile gelmeyen 1970 doğumlu bir kadın sigortalının 1992-2003 arasındaki çalışma süresi ile 1988-1992 arası ikametgah süresinden 1440 günü ödeyerek sigortalılık başlangıcının 1988 Nisan olmasını sağlaması mümkündür ve bu Genelgede buna aykırı hiçbir hüküm bulunmuyor. Ancak örneklere bakıldığında bu en çok görülen duruma dair bir örnek verilmeyip tüm örnekleirn arızi durumlara münhasır kılınması yanlış anlaşılmaya zemin hazırlamış oluyor.

Yani verdiğim örneğe benzer yeni bir örnekle açıklığa katkı sağlanmazsa bu durum hem Kurumun hem de vatandaşın işini zorlaştıracağa benziyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com