4/c Sigortalılarına Önemli Uyarılar

15 Ekim 2008’den sonra ilk defa memur olarak 4/c sigortalısı olanların emeklilik tarihleri bakımından ötelenme riski ile karşı karşıya olduklarını, emekli aylıkları bakımından da 5434 sayılı Kanuna tabi eski iştirakçiler gibi ek gösterge bazında aylığa hak kazanamayacakları bakımından da dezavantajlı olduklarını geçmiş yazılarımızda belirtmiştik.

Bugün de bu kapsamdakilerin yurtdışı borçlanması bakımından taşıdıkları risklere değineceğiz.

Yurtdışı borçlanması yurtdışında çalışan erkek sigortalılar ile yine yurtdışında çalışan veya ikamet eden kadın sigortalılar için önemli bir hak. Bu hak, değerini yurtdışındaki vatandaşlarımız nasıl tam olarak bilmedikleri ve bu nedenle olması gerektiği gibi değerlendiremedikleri, yurt içinde olanların hep var olduğunu sandıkları, ihtiyaç duyduklarında da hayal kırıklığı yaşayarak öğrendikleri bir hak.

Rasgele kendileri veya aylık hesabını bilmeyen şarlatanlara yaptırdıklarında zarar ettikleri, uzman nezaretinde yaptırdıklarında da layıkı veçhile değerlendirdikleri de bir vakıa.

4/c Sigortalılarının Yurtdışı Borçlanması

Konunun bugün değineceğimiz yönü yurtdışı borçlanmasının sayılacağı statü. Yurtdışı borçlanması yaparken tabi olunan son statüye sayılan bu hizmetlerde bu konuya dikkat etmek gerekiyor. Aksi halde işlemi geri almak veya yeni baştan yapmak gerekiyor.

İlk defa 15 Ekim2 2008 tarihinden itibaren 4/1-(c) kapsamında sigortalı olanlara ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesinin yedinci fıkrasının; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre ilk defa sigortalı olanların sigortalılık başlangıç tarihinden önceki süreleri, bu Kanunun 41 ve 46 ncı maddeleri, 5434 sayılı Kanunun ek 31 inci maddesi ile 3201 sayılı Kanuna göre borçlandırılmaları halinde, sigortalılığın başlangıç tarihinin geriye götürülmesini ve haklarında bu Kanunun geçici maddelerinin uygulanmasını gerektirmez.”

hükmü uyarınca 2008 yılı Ekim ayı başından sonra ilk defa 4/c sigortalısı olan ve diğer sigortalılık statüleri dahil, 3201 sayılı Kanuna göre yurt dışı hizmet borçlanması yapan sigortalıların aylık talepleri Kanunun 53 üncü maddesine göre tespit edilecek sigortalılık statüsü ile bu statünün öngördüğü şartlara göre sonuçlandırılması gerekiyor.

3201 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının; “5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki yurt dışı borçlanma süreleri de, aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilir. Bunların aylıklarının hesabında 5510 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi hükümleri uygulanır.”

hükmüne göre aylıkların hesabı Kanunun geçici 2 nci maddesine göre yapılması gerekiyor.

4/c Sigortalılarının 2008 öncesi Hizmeti Bağ-Kur Sayılır

Örneğin ilk defa 2009 yılında 4/c sigortalısı olan 01.07.1958 doğumlu erkek sigortalı Norveç’te 1987-2003 tarihleri arasında geçen 5760 gün (16 yıl) hizmet süresini borçlanmış olsun. Sigortalı, adına tahakkuk eden borç miktarını 12.11.2018 tarihinde ödemiş ve 13.11.2018 tarihinde yaşlılık aylığı talebinde bulunmuşsa, sigortalının yurt dışında geçen ve borçlanılan 1987-2003 tarihleri arasındaki 5760 günlük (16 yıl) hizmet süresi 4/1-(b) kapsamında değerlendirilecek, 2009-2018 tarihleri arasındaki 3240 gün (9 yıl) 4/1-(c) kapsamındaki hizmet süresi ile toplam 9000 prim ödeme gün sayısı olacaktır.

Sigortalı son defa tabi olduğu 4/1-(c) sigortalılık hali esas alınarak aylık talebi 60 yaşını doldurmuş olduğundan ve 9000 günden fazla prim ödeme gün sayısı olduğundan 2008 öncesi sürelerin tıpkı Bağ-Kur süresi gibi değerlendirilmesi, 2008 sonrası süreleri de 5510 sayılı Kanuna göre hesaplanarak aylık bağlanması gerekiyor.

Her zaman son 7 Yıl yıla bakılır mı?

Yine örneğin Türkiye’de 4/c sigortalısı memur olarak 2012 yılında çalışmaya başlayan 1963 doğumlu erkek sigortalı İngiltere’deki 1986 – 2006 yılları arasında geçen 20 yıl hizmet süresini 2018 yılında borçlanmış olsun. Sigortalı aylık talebi yaptığında yurt dışında geçen ve borçlandığı hizmet süresi 4/b sigortalılığı kapsamında, 2010-2015 yılları arasındaki 6 yılı da 4/c sigortalılığı olarak kabul edilmesi ve son 7 yıla bakılmaksızın toplam hizmet süresi göz önüne alınarak 4/b sigortalılığından emekli edilmesi gerekiyor.

Eğer bu sigortalının örneğin 2007 yılında 1 gün bile yurt içi hizmeti olsaydı son 7 yıla göre 4/c sigortalılığından emekli edilecekti.

Son tahlilde; özellikle ilk defa 15 Ekim 2008 ve sonrasında memuriyete atananları emeklilik hakları konusunda doğru biçimde bilgilenme gereklilikleri konusunda bir kere daha uyarmak istiyorum. Zira bu kesimden hemen tamamı Ekim 2008 öncesinde Emekli Sandığı iştirakçisi olanlar gibi “Ek gösterge” endeksli olarak aylık almayacaklarını, emeklilik tarihlerinin 5510 sayılı Kanuna göre belirleneceğinden dolayı daha geç emekli olacakları konusundan bihaber bulunuyorlar. 2018/38 sayılı son SGK Genelgesinde de vurgulandığı üzere bunların yurtdışı borçlanması hakları da bu yazıda vurguladığımız üzere önemli dezavantajlar içeriyor.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Kıdem Fonu Tartışmaları Yine Gündemde

Gündem yine kıdem tazminatı, iş bu kez ciddi. Çünkü bu girişimin itiraz eden kesimi olan işçi tarafının gelişen süreç içinde sesi daha da kısıldı.

Kıdem tazminatı mevcut halde, emekli aylığı bağlatırken, işten işverence geçerli veya geçersiz nedenle çıkarılma halinde, işçinin haklı nedenle iş akdini feshi halinde, ölüm halinde, kadın çalışanların evlenmesi halinde, erkek çalışanların askere gitmesi halinde ve 08.09.1999 öncesi sigorta girişliler için 15 yıl ile 3 bin 600 gün şartlarını sağlama halinde alınabiliyor.

Çalışanlar tazminat hakkı olarak her bir yıl için bir aylık brüt ücret tutarında tazminat alabiliyor. Bu da ay başına %8,33 orana tekabül ediyor.

Geçmiş 15 yılda 6-7 kez gündeme gelen bu konu her defasında “İşçilerin yararına olacak” propagandasına tabi tutulsa da bir türlü bu dolma yedirilip de çıkartılamamıştı.

Yine propaganda kutusu işliyor, gazetelerin çoğuna bakın, “İşçilerin iyiliği için kıdem fonu çıkartılıyor” yaygarası fena halde yapılmakta.

Kıdem tazminatı almak için 1 yıl beklenmeyecek (miş). Evet bir yıl hizmet olmazsa kıdem tazminatı hakkı doğmuyorsa, 1475 sayılı İş Kanunun 14 üncü maddesinde bir cümle eklenmesi ile bu mesele düzelir. Neden komple değişiyor?

Kıdem fonuna ilişkin çıkacak yeni Kanunun yürürlüğe girdikten sonraki süreç için kıdem tazminatı hakkı iş değişikliklerinde etkilenmeyecek, havuzda birikecekmiş.

Birikecek de ne zaman alabilecekmiş? Henüz taslak gün yüzüne çıkmadı, ama gündeme yansıyan sadece yeni ev alanlar, emekli olanlar ve ölenlerin hak sahiplerinin alacağı yönünde.

Her ay için 30 gün yerine 21 günlük kıdem tazminatı ödemesi öngörüldüğünden aylık oran 5,84 oluyor. Bu durumda her ay brüt maaşın yüzde 5,84’ü hesaba aktarılmış oluyor. Söz konusu hesap aynı zamanda bazı fonlarda değerlendirilip nemalanacağından kaybın önleneceği ileri sürülüyor. (Peki, bu yıl BES ödeyen vatandaşın devlet katkıları nemalanacağına düşmüş, bu nasıl oluyor? Demek ki artacağı da bir varsayımdan öte bir şey değil)

Fon işçilerin kıdem tazminatı hakkını oransal olarak budamasının ve alma hakkı seçeneklerini azaltmasının dışında işverenler için de cazip değil. Zira işverenlerin işçi başına daha az tazminat ödeyeceği varsayılsa da her bir işçi için ay be ay Fona prim gibi para yatıracak olması onlar için yeni bir maliyet kalemi anlamına geliyor. Vergi ve primlerin oranlarının yüksekliği yanında bu da yeni bir handikap oluşturacak.

Küçük işverenler içinse ayrı bir tehlike daha söz konusu. Uzun yıllar yetiştirdiği nitelikli ve kalifiye personeli büyük işverenlere kaptırma tehlikesi açık. Zira tazminatını yakma korkusu olmayan çalışan cazip bir teklif gördüğünde eski işverenini kolayca bırakıp gidebilecek.

10 yılını dolduran Fondan parasını çekebilecek şayiası da yanlış anlaşılıyor. Taslakta “10 yılını dolduran sorgusuz sualsiz parasını çekebilecek” diye bir hüküm var mı yok mu net değil, o ayrı da bunu duyanlardan önemli bir kesimi “Hah, ben 10 yıldır çalışıyorum, kanun çıkarsa hemen tazminatımı alayım” diyor ama böyle bir şey de yok. Böyle bir hüküm olsa bile kanun çıktıktan sonra 10 yıl Fona adına kıdem primi yatırılırsa bunu çekebilecek şeklinde uygulanacak.

Son tahlilde Hükümetin İşsizlik Fonu gibi tepe tepe kullanabileceği yeni bir kaynağa ihtiyacı olduğu gerçeği kamufle edilerek hep işçinin lehine diye sunulmaya çalışılan bu Fon her girişimde akamete uğramaktan kurtulamadı, bir türlü çalışanlar lehine olduğuna inanmadı. Ben de seçime kadar çıkacağını sanmıyorum, ama seçimden sonra iş ciddi gibi. Nihayetinde bu yoklamalar “Varlığı hala kabul edilmeyen ekonomik ve finansal kriz” gerekçe gösterilip gerçek olarak gün yüzüne çıkartılabilir.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Emeklilik Planlama mı “2018 mi Yoksa 2019’da mı Emekli Olsam?” Sorusu mu Önemli?

Emeklilik insanın çalışma yaşamından düşmesinden sonraki hayatıdır. Her yaşın güzelliği vardır derler ama emeklilik dönemi bireyler için görece olarak hastalıklarla, düşkünlükle daha çok mücadele edildiği bir dönemdir. O nedenle de parasal desteğe daha çok ihtiyaç olabilir. İşte bu dönemde bireyin en sadık dostu emeklilik hakkı olacaktır.

Gençler emeklilik düşlemez, giderek çoklarının gençliğinde “Sigorta istemem sen bana parasını ver gösterme” demişliği vardır. Taşı sıksa suyunu çıkarmaktadır, buna güvenir. Bunların istisnasız hepsi de ileri yaşlarda ya da bir vakitsiz ağır hastalık veya kaza halinde derin pişmanlık yaşarlar.

Bir kesim de bağımsız çalışmakta ve iyi de para kazanmakta olanlar arasından çıkar. İyi para kazandığı içi yüksek hayat standardı içinde yaşayanlardan bazıları bu standardın etkisinde kalarak emeklilik hakkını küçümser ve “Oooo emekli aylığına kaldıysak öldük” der ve hiç bu konuya özen göstermez.

Oysa emeklilik hayatında en önemli desteğin biri sadık bir eş ise diğer bir önemli destek emekli aylığıdır. Zira mala mülke haciz gelebilir tüm maddi birikim kaybedilebilir ama emekli aylığı tuğla gibi durur, destek olmayı sürdürür.

Elbette gerçek emekliliği kastediyorum. Bugünlerin flaş gündem konusu “BES”i kastetmiyorum elbette.  Zira ölene kadar destek ile bir ilgisi olmayan, daha çok yatırım danışmanlığını andıran bu tasarruf uygulamasını bildiğimiz anlamda emeklilik olarak görmek mümkün değil.

Gerçek emeklilik kamunun Sosyal Güvenlik Kurumu eliyle sağladığı emeklilik, ondan bahsediyorum. Ama burada da bir handikap var, halkımızın “Saldım çayıra Mevlam kayıra” anlayışından kaynaklanan vurdumduymazlığı. Bu huyu ona çok kaybettiriyor, o bunun farkından oluyor veya olmuyor ama kaybettiriyor.

Kimi her ay prim ödüyor, bankaya yatırır gibi her ay prim yatırıyor, ama bu prim neyine yarıyor ya da yaramıyor, üzerinde hiç düşünmüyor.

Kimi bir dönem prim ödemiş bir gayretle iyi bir hakka kavuşacak ama oralı bile değil, üstelik ihtiyacı da varken. 1965 sigorta girişi olup 15 yıldan beri 3600 günle emekli aylığı alabilecek iken hala emekliliğe hak kazanamamışlar olabiliyor.

Oysa emekliliğine 3 yıl kalan 5 yıl kalan veya 10 yıl kalanın bile vakit yitirmeksizin emekliliğini planlaması gerekiyor. Aksi halde bir kesim vakit yitirirken bir kesim boş yere parasını her ay götürüp çöp tenekesine atmış oluyor.

Bütün bunları atlayan halkımızdan 2018 yılının son üç ayında emekliliğe hak kazananlardan bazıları bugünlerde şunu merak ediyor, şimdi mi emekli olsam, yeni yılın ilk ayında mı?

İşte yazımın başlığını da bu amaçla attım, oysa bugünleirn gözde sorusu olsa da “Hangi yıl” sorusu emeklilik planlamasının son adımlarından sadece biridir.

2018 yılı ikinci altı aylık dönemindeki % 9,17 ve ilk altı ayındaki % 5,69 oranları 2018 yılında emekli olanların yararlandığı bir aylık unsuru. 2019 yılında emekli olacaklar ise halen belli olmayan ama yüzde 25’ler gibi tahmin edilen 2018 yılı total TÜFE oranı ile ülke büyüme hızı oranından müteşekkil yeni bir güncelleme katsayısı ile kazançlarını bir fazla çarpan ile güncelletmek hakkını elde edecekler. Ocak ayı enflasyon farkını ise zaten her iki kesim de almış olacak.

Tabii 2018 yılında emekli olan örneğin Kasım ayında olan Ocak ayında olana göre iki maaş daha fazla almış olacak. İşte bam teli de burada, oransal fazlalığın tutarı ile kayıp iki maaşın tutarı kaç yılda birbiriyle eşitlenecek, kararda bu nokta önemli.

Eylül ayı dâhil TÜFE oranı henüz % 24,80 olup 2018 yılının son üç ayının ne getireceği henüz belli olmamakla birlikte mevcut fiyat artışları göz önüne alındığında yıllık bu oranın biraz daha üzerinde oluşabilecektir.

Güncelleme katsayısını oluşturan TÜFE dışındaki diğer unsur olan ülke büyüme hızı (Yüzde 30’u) ise Nisan ayında belli olacağından 2019 yılı başlarında bağlanan aylıklar o tarihte bir daha güncellenecektir.

Bu fazla güncelleme katsayısından net kazanım sigortalının gün sayısının üç döneme dağılımına, bağlanacak aylığın düşüklüğü ya da yüksekliğine göre değişeceğinden herkes için kişiye özel bir hesaplama yapılarak net farkın görülüp ona göre karar verilmesinde yarar bulunuyor.

Son tahlilde; 2018 sonunda mı yoksa 2019 başında mı emekli olsam sorusu bazıları için elbette önemlidir, ancak emeklilik planlaması herkes için çok daha önemlidir.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Konkordato İlan Edilen İşyerlerinde İşçi Hakları

Konkordato son aylarda ardı ardına kamuoyunda bilindik markalar hakkında ilan edilmesiyle çokça duymaya başladığımız bir yargı uygulaması.

Konkordato üç aylık geçici mühletten sonra bir yıl kesin mühlette başvuruya konu şirketi alacaklılarından koruyarak düze çıkmasına fırsat verilmesini amaçlayan bir ticaret önlemi olarak mevzuatımızda yerini çoktan almış bulunuyor.

Konkordato bu yılın Şubat ayında 7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu daha işlevselleştirilerek “İflas erteleme” müessesesinin yerini almıştı. İflas erteleme müessesesi ise 15 yıl gibi kısa bir zamanda yıpranma emareleri gösteriyor ve çokça şikâyete neden oluyordu. Hatta OHAL döneminde uygulanması yasaklanmıştı.

Daha önce de icra ve iflas mevzuatımızda yer alan ama gölgede kalan konkordato son kanunla güçlendirilerek yeniden düzenlenmişti.

Konkordatoda bu yıl yapılan değişiklik de aynı 7101 sayılı kanunla kaldırılan “İflas erteleme” gibi Dünya Bankasının zorlamasıyla yapılan bir değişikliğin ürünü ve borca batık şirketin alacakılarıyla gerek vadenin uzatılması ve gerekse borcu bir bölümünün tasfiyesi gibi talepler konusunda mahkeme gözetiminde anlaşma arayışı oluyor.

Konkordato 3 aylık geçici mühletin 2 ay daha uzatılabilmesi ve 1 yıllık kesin mühletin de 6 ay daha uzatılabilmesinin mümkün oluşuna bakılırsa toplam 23 aya kadar uzayabiliyor.

Konkordato kararını süreç başında atadığı konkordato komiser yahut komiserlerinin vereceği rapora göre Asliye Ticaret Mahkemeleri veriyor.

Konkordato projesi;

•          Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yüzde 50’sini veya

•          Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacaklıların üçte ikisini,

Aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmişse kabul edilmiş sayılıyor.

Tedbir kararları da konkordatonun sonuçları oluyor.

Konkordato ve İşçi Alacakları

Bahse konu tedbir kararları;

•          İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları,

•          İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları,

•          İflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları.

Gibi imtiyazlı borçlar dışındaki borçlar hakkında açılmış icra takiplerinin durdurulmasına bundan sonrası için yeni icra takibi yapılmamasına karar vermektedir. Hatta bu kapsamdaki alacakların tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması konkordatonun onaylanmasının koşullarından sayılıyor. Bu kapsamdaki imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takibi, mühlet içinde bile olsa yeni takip başlatılması, başlatılmış takiplerin sürdürülmesi mümkün bulunuyor.

Bankaların rehinli alacakları için bile takip yapılsa da işletmenin faaliyetinin devamına engel olacak haciz işlemlerine izin verilmiyor.

Konkordato firmayı koruyor korumasına ama bu defa firmadan alacağı olan firmaları zor duruma düşüreceği açık bulunduğundan bu defa domino etkisi gibi diğer firmaları maddi açıdan zor düşürecek nitelikte bulunacağı da açık bulunuyor.

İşyeri işçileri eğer işverenleri hakkında konkordato kararı alınmışsa alacakları hakkında takip yaptırabilecekleri gibi Ücret Garanti Fonuna başvurmaları da mümkün bulunuyor.

İşçilerin ÜGF Hakkı Nedir?

İşsizlik sigortasına tabi sigortalılar işverenlerinin ödeme güçlüğüne düşmesinden önceki son bir yıl içinde aynı işyerinde çalışmış iseler sadece brütleri SPEK tavanını aşmamak koşuluyla gerçek ücret alacakları bakımından ve de yalnızca üç aylık ücret alacaklarıyla sınırlı olarak ÜGF’den yararlanmaları mümkün bulunuyor.

İş-Kur tarafından ücret alacağının ödenebilmesi amacıyla yapılacak başvurunun iş sözleşmesinin devam edip edilmediğine bakılmaksızın konkordato ilan edilen işyeri işçisinin

  • Yetkili Mahkemece verilen Konkordato Mühletine ait kararın tasdikli sureti
  • veya yurt düzeyinde tirajı 50.000 üzerinde en yüksek beş gazeteden birinde yapılan mühlet ilanı
  • veya Ticaret Sicil Memurluğundan alınacak konkordatoya ilişkin belgelerden,

biri ile şahsen veya vekili (noter tasdikli vekâletnameyi haiz vekil) aracılığıyla İş-Kur’a  gerçekleştirmesi gerekiyor.

Alacaklı işçi yukarıda sayılan evraklarla birlikte İş-Kur ünitesine başvurduktan sonra, İş-Kur gerekli araştırmayı yaparak belgelerde herhangi bir eksiklik bulmaması halinde ücret alacağının, işçinin İş-Kur’a başvuru tarihini izleyen ayın sonuna kadar ödenmesi gerekiyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Devreye Girmeli

Kısa çalışma genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenler karşısında zor durumda kalan işverenin, bir süreliğine bu uygulamadan yararlanarak işlerini düzeltmesi ve böyle dönemleri daha hafif bir şekilde atlatmasını amaçlayan bir uygulama.

Kısa çalışmanın, biri işyerindeki faaliyetin kısmen veya tamamen durdurulması; diğeri ise işyerindeki faaliyet devam etmekle birlikte, haftalık çalışma sürelerinin önemli ölçüde altında çalıştırılması olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkması mümkün bulunuyor.

Kısa Çalışma Ödemeleri
(Bin TL)
DÖNEMLER HAK EDEN KİŞİ SAYISI ÖDEME MİKTARI
2009 190.223 162.506
2010 27.147 39.194
2011 5.821 4.244
2012 2.840 3.003
2013 978 824
2014 123 74
2015 1441 304
2016 972 1.277
2017 506 760
2018 Ocak-Ağustos 77 212

 

Yukarıdaki Tablodan görüleceği üzere 2009 krizinde yoğun olarak kullanılan  “Kısa Çalışmanın” 2018 yılında sadece 77 işçi için kullanılmış olması, ekonmik çalkantının zirvede olduğu ay olan Ağustos ayında hiç kulanılmamış olması dikkate şayan bir anomali görünümü arz ediyor.

Yani ülkemizde yaşanan ve yetkililerce ekonomik sıkıntı olarak adlandırılan krizin boyutu dikkate alındığında bu tür durumlar için öngörülen kısa çalışma uygulamasının gerektiği biçimde devreye giremediği rakamlardan anlaşılıyor.

Bu durum çok sayıda şirketin bir bir konkordatoya gittiği göz önüne alınırsa – kısa çalışma uygulamasının bilinmediği düşünülemeyeceğine göre – kısa çalışma önleminin içinde bulunulan aşamada işçi çalıştıran firmaların rahatlatılması için yetersiz görüldüğünü söylemek mümkün.

Diğer bir ihtimal ise daha kötü, Kısa Çalışma uygulaması için ilk başta “Kriz” olgusunun kabulü gerektiği için acaba kriz kelimesinin kullanılması kaygısı mı buna engel oluyor diye düşünmemek de mümkün değil.

Oysa nasıl konkordato iflasın önlenmesi için bir ön tedbir olarak kullanılıyorsa “Kısa Çalışma” da kriz nedeniyle siparişleri düşen firmalar için için işçi çıkarmadan önce uygulanması yararlı olabilecek bir önlem niteliğinde.

Zira 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa göre sigortalı sayılan kişileri hizmet akdine tabi olarak çalıştıran işverenin, genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerini geçici olarak önemli ölçüde azaltması veya işyerinde faaliyeti tamamen veya kısmen geçici olarak durdurması hallerinde, işverene işçi çıkarmadan bir süre kazandırıyor. Bu sürede de işçilere İşsizlik Fonundan kısa çalışma ödeneği ödenmesi gerekiyor.

Kısa çalışma ödeneği verilmesi durumunda işveren de bu ödeneğin devamı süresince;

  • İşçilere ücret ödeme yükümlülüğünden,
  • İşveren sigorta primi ödeme yükümlülüğünden,
  • Gelir vergisi ödeme yükümlülüğünden

kurtulmuş oluyor.

Kısa çalışma uygulaması bakımından

“Genel Ekonomik Kriz”;

Ulusal veya uluslararası ekonomide ortaya çıkan olayların, ülke ekonomisi ve dolayısıyla işyerini ciddi anlamda etkileyip sarstığı durumlar,

“Bölgesel Kriz”

Ulusal veya uluslararası olaylardan dolayı belirli bir il veya bölgede faaliyette bulunan işyerlerinin ekonomik olarak ciddi şekilde etkilenip sarsıldığı durumlar,

“Sektörel Kriz” ise

Ulusal veya uluslararası ekonomide ortaya çıkan olaylardan doğrudan etkilenen sektörler ve bunlarla bağlantılı diğer sektörlerdeki işyerlerinin ciddi anlamda sarsıldığı durumlar

Olarak değerlendiriliyor.

 

Kısa Çalışma Başvurusu

Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle işyerinde kısa çalışma yapılmasını talep eden işverenin, İş-Kur birimine, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya yazılı bildirimde bulunması gerekir.

 

İşveren bahse konu bildiriminde;

a) Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerin işyerine etkilerini ve zorlayıcı sebebin ne olduğunu,

b) İşyerinin unvanını, adresini, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikayı ve sosyal güvenlik işyeri sicil numarasını,

c) Varsa iddiasını kanıtlayıcı somut belgeleri

belirtmek zorundadır.

 

Kısa Çalışma Ödeneği Hesabı

Günlük kısa çalışma ödeneğinin miktarı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39. maddesine göre uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçmemek üzere, sigortalının son on iki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ı oluyor. Dolayısıyla 2018 yılı için bir aylık kısa çalışma ödeneği 3021,14 TL’yi geçemiyor.

İşçi Çıkarma Yerine Kısa Çalışma Devreye Girmeli

Krizler için öngörülen Kısa Çalışma uygulaması düşen talep ve siparişler nedeniyle zor duruma düşen işyerleri için muhakkak devreye girmeli ve üçerden altı ay süre ile uygulanarak bu tür işyerlerine nefes aldırılmalı. Zira eğer şirketin sorunu döviz borcu kaynaklı olmayıp daralan sipariş ve pazar pazar payı kaynaklı ise Kısa Çalışma uygulaması ile artık iflasın ertelenmesi uygulaması ile birleştirilmiş olan konkordato çaresine başvuranların sayısı da bu şekilde azaltılabilir.

2009’da teğet geçtiği söylenen krizde bile 190.223 işçinin yararlandığı kısa çalışma ödeneğinden 2018 yılında sadece 77 işçinin yararlanmış olması ve dahası geçtiğimiz Ağustos ayında tek bir işçinin bile yararlanmamış olması bir şeylerin ters gittiğini ya da olması gerektiği gibi uygulanmadığını gösteriyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Yapılandırma Tahakkukunu Zamanında Alamayanlara Faiz Haksızlığı

7143 sayılı Yapılandırma Kanunu özellikle Bağ-Kur ihya borçları ve işveren prim borçları açısından önemli avantajlar içeriyordu.

Bu nedenle bahse konu kanun 2014 yılındaki 6552 sayılı Kanun kapsamındaki yapılandırmadan sonraki en cazip yapılandırma kanunu olmuştu.

Aradaki yapılandırma kanunlarının adeta “Fare doğuran dağ” olması ve bekleneni verememesi nedeniyle bu şekilde bir yapılandırma öngörülmüştü.

Yapılandırma başvuru son günü olan 31 Temmuz 2018 tarihi itibariyle taleplerin alımı bitirilemeyince başvuru süresi 27 Ağustos 2018 tarihine ertelenmişti.

Ancak başvuru süresi uzatılmasına karşın ilk taksit ve peşin ödemeler için son ödeme tarihinin 31 Ağustos 2018 olarak kalması ve uzatılmaması sıkıntı doğurmuştu. Zira SGK birimleri başvurular sonucu tahakkuk evraklarını hazırlamakta yetersiz kalmışlardı.

Bu nedenle ilk taksit ve peşin ödemeler için son ödeme tarihi 7 Eylül 2018 tarihine uzatıldı ise de bu da çare olamamıştı. Zira hala başvuru sahiplerine ödeme planları iletilememiş ve MOSİP sistemine tahakkuk rakamları girilememişti.

Bu durumda başvuran sigortalılara müracaatını zamanında yapsa da son ödeme tarihinden önce borcunu ödeyebilme fırsatı tanınmaması gibi garip bir durum ortaya çıkmıştı.

SGK Ne Dedi?

SGK bu konuda yayımladığı Genel Yazı ile;

“7143 sayılı Kanun uyarınca yapılandırma başvurusunda bulunmalarına rağmen, değişik gerekçelerle ödeme planlarının zamanında tebliğ edilemediği, dolayısıyla 7143 sayılı Kanunla getirilen borç yapılandırmasından yararlanmak amacıyla öngörülen süre içinde Kurumumuza müracaat eden sigortalılarımızın kendilerine yüklenemeyecek ihmal veya kusurlarından dolayı yapılandırma hakkından faydalanamadıkları ve mağdur duruma düştükleri anlaşılmıştır.”

“7143 sayılı Kanun kapsamında yeniden yapılandırmak amacıyla yasal süresi içinde başvuruda bulunan ancak, ihmal veya kusurları bulunmamasına rağmen yapılandırma hükümlerinden yararlanamayan 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı çalıştıran işverenler ile (b) bendi kapsamındaki sigortalılar ve primini kendi ödeyen sigortalılardan;

1- Peşin ödeme talebinde bulunanlar yönünden 7143 sayılı Kanun kapsamında hesaplanan tutara 2018/Eylül ayından (Eylül ayı dahil),

2- Taksitle ödeme talebinde bulunanlar yönünden, 7143 sayılı Kanun kapsamında hesaplanan ve süresi içerisinde ödenmeyen taksit tutarlarına ödeme vadesinin sona erdiği tarihten,

3- 5510 sayılı Kanunun Geçici 17 nci ve Geçici 63 üncü maddesine göre durdurulan sigortalılık sürelerinin ihyası için talepte bulunanların hesaplanacak ihya borçlarına 2018/Eylül ayından (Eylül ayı dahil),

ödeme planının tebliğ edildiği tarihi takip eden ayın sonuna kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesi hükmü doğrultusunda hesaplanacak gecikme zammı (aylık %2) ile birlikte;

-Peşin ödeme seçeneğini tercih etmiş olanların, ödenmesi gereken tutarın tamamının ödenmesi,

-Taksitle ödeme tercihinde bulunanların ise tebliğ tarihi itibarıyla ödeme vadesi geçmiş taksit tutarlarının eksiksiz olarak, bu süre içinde ödenmesi halinde,

yapılandırma anlaşmalarının geçerli kabul edilmesinin, (4/b kapsamında sigortalı olanların yapılandırma ve Geçici 17 nci ve Geçici 63 üncü madde ihya kapsamında ödenen tutarların geçmiş tarihli prim değerlendirme işlemi yapılarak) bu şekilde yapılan geç ödemelerin ihlal nedeni sayılmamasının uygun olacağı ifade edilmiştir.”

Diyerek ödeme son tarihini SGK’nın tahakkuk evrakını sigortalıya tebliğ tarihini izleyen ay sonu olarak güncellemiş bulunmaktadır.

Gecikme Faizi Olmamalıydı

Tabii burada yüzde 2’lik faizin neden istendiği sorusu akla gelmektedir ki bu doğru bir sorudur. Zira sigortalının başvurusu zamanında iken vaktinde işlemi tekemmül ettirmeyen SGK’dır. Bu nedenle de yüzde 2’lik gecikme zammını sigortalıya yüklenmesi hiç de haklı değildir.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Yıpranmalı Erken Emeklilikten Hangi Sağlık Çalışanları Faydalanacak?

03.08.2018 tarihli ve 30498 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7146 sayılı Kanun’un 11 inci maddesiyle yapılan değişiklik sonucu, insan sağlığına ilişkin işlerde sağlık meslek mensubu olarak çalışan ve insan sağlığı için koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde çalışanlar fiili hizmet süresi zammı (Yıpranma) kapsamına alınmıştı.

Buna göre, 03.08.2018 tarihinden itibaren insan sağlığına ilişkin işlerde 4/a (SSK) sigortalısı olarak çalışan sigortalılardan sağlık meslek mensubu sayılmak ve insan sağlığı için koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde çalışmak şartıyla bu kapsamda geçen sürelerinin her 360 günü için 60 gün fiili hizmet süresi zammı beş yılı geçmemek üzere toplam prim ödeme gün sayılarına eklenmeye başlanacak.

Söz konusu işlerde en az 3600 gün çalışılması halinde ise toplam prim ödeme gün sayısına ilave edilen fiili hizmet süresi zammının yarısı emeklilik yaş hadlerinden indirilebilecek.

Fiili Görev Şartı Var

5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi kapsamında sayılan iş veya görevlerde çalışan sigortalıların fiili hizmet süresi zammından yararlanabilmesi, işin risklerine maruz kalınmasına bağlı bulunduğundan, doğrudan işin kontrolü ve denetim görevini üstlenen ve/veya idareci konumunda olan sağlık meslek mensupları, insan sağlığı için koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde fiilen çalışmadıkları sürece fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmayacak.

Fiili hizmet süresi zammı kapsamında bildirim yapılabilmesi, işin riskine maruz kalınmasına bağlı olduğundan, başhekim gibi işin idareciliğini üstlenen bir hekim her ne kadar sağlık meslek mensubu sayılsa da doğrudan insan sağlığı için koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde çalışmadığı sürece fiili hizmet süresi zammından faydalandırılmayacak. Bu nedenle, başhekim olarak görev yapan kimseler için sadece, insan sağlığı için koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde fiilen çalıştıkları süre kadar fiili hizmet süresi zammı kapsamında bildirim yapılması gerekecek.

Fiili hizmet süresi zammı kapsamında olan işyerlerinde çalışan sigortalıların çalışılan ayın bazı günlerinde kapsam dışı işlerde geçen süreleri ile kapsamda olan işlerde fiilen çalışmayarak işin riskine maruz kalmadıkları 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda belirtilen tatil günleri ile yıllık izin, ücretsiz izin, ücretli izin, sıhhi izin ve eğitim kurs süreleri Fiili hizmet süresi zammı hesabında değerlendirilmeyecek.

Fiili hizmet süresi zammı kapsamında olan sigortalıların işin riskine maruz kaldıkları süreler ve işin riskine maruz kalmadıkları süreler için farklı aylık prim ve hizmet belgeleri düzenlenerek SGK’ya bildirim yapılması gerekiyor.

Ayda Azami 26 Gün

Fiili hizmet süresi zammı kapsamındaki işyerlerinden SGK’ya fiili hizmet süresi zammı kapsamında yapılan bildirimler için e-bildirge programında her ay için azami 26 gün hizmet bildirimi kontrolü bulunduğundan, sağlık çalışanları için ayda 26 günden fazla hizmet bildirimi yapılamayacak.

Değişiklik 03.08.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiğinden 2018 yılı Ağustos ayında tam çalışması bulunan sağlık meslek mensupları için 03.08.2018 tarihinden itibaren fiili hizmet süresi zammı kapsamında en fazla bildirilebilecek gün sayısı, 25 olacak.

Kamu işyerlerinde işsizlik sigortasına tabi olmayan sigortalılar için 2018 yılı 7 nci aya (15 Temmuz – 14 Ağustos) ait aylık prim ve hizmet belgeleri gönderilirken; 03.08.2018 tarihinden itibaren 12 gün fiili hizmet süresi zammına kapsamına girebilecek nitelikte çalışmanın bulunduğu varsayıldığında, fiili hizmet süresi zammı gün sayısı 11 gün olacak.

Örneğin Özel (A) hastanesinde “Doktor/Tabip” olarak görev yapan sigortalının 2018 yılı Eylül ayında hafta tatili hariç tam çalışması varsa bu sigortalı için 2018/09 dönemine ait Aylık Prim ve Hizmet Belgesi/Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi ile toplamda 30 günü geçmeyecek şekilde (29) numaralı belge türünden azami 26 gün, (01) numaralı belge türünden de asgari 4 gün hizmet bildirilmesi gerekecek.

Sağlık Çalışanı İçin Net Yıpranma

Böylece yılda bir ay yıllık izin kullanan bir sağlık çalışanı yılda en fazla 286 gün FHZ’ye tabi çalışırken yılda toplam 48 gün FHZ kazanabilecek ve en az 3600 gün FHZ’ye tabi çalıştıktan sonra yılda 24 gün yaştan indirim elde edebilecek. Yılda maksimum 286 günden 3600 günü tamamlama koşulunun 12 yıl 7 aydan önce gerçekleşmeyeceği dikkate alınırsa emeklilik yaşı 2031 yılı Mart ayında dolacak olanlar için bir anlam ifade etmeyecek. 2031 yılı Mart ayından sonra yaşı dolduracak olan sağlık çalışanları ancak FHZ etkisiyle daha erken emekli olabilecek.

Ay İçinde Giriş-Çıkış Yapanların Yıpranması

Öte yandan, ay içinde işe girişi ya da işten çıkışı olanlar için fiili hizmet süresi zammına tabi belge türleri ile bildirimi yapılacak azami gün sayısı, sigortalı adına o ay bildirilecek toplam prim ödeme gün sayısının 30’a bölünmesi ile çıkan sonucun 26 ile çarpılmasıyla bulunması, gün kesirlerinin bir gün kabul edilmesi gerekiyor.

Örneğin sigortalı 17.09.2018 tarihinden itibaren özel (B) hastanesinde “Acil tıp teknisyeni” olarak göreve başlamış olsun. Sigortalının işe girdiği 17.09.2018 tarihinden o ayın son gününe kadar ki sürede toplam prim ödeme gün sayısı 14 olacağından bu sigortalının çalışmasından dolayı fiili hizmet süresi zammına esas azami gün sayısı, (14/30) x 26 =11,13 olacak. Hesaplamada gün kesirleri bir gün kabul edileceği için bulunan gün sayısı 12 kabul edilecek.

Kısmi Çalışanların Yıpranması

Yine örneğin özel (C) hastanesinde “Diyetisyen” olarak görev yapan sigortalı; hastane ile yapmış olduğu kısmi süreli iş sözleşmesine istinaden ayda fiili olarak 90 saat çalışmakta olsun. Bu çalışma saatinin günlük çalışma saatine bölünmesi suretiyle bulunan gün sayısı (90 / 7,5 = 12) olacak. Ayda 12 günlük çalışmaya karşın 2 günlük FHZ kazanmış olacak.

Kısa Vadeliye FHZ Yok 

Kısa vadeli sigorta kollarına tabi çalışanlarla yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar fiili hizmet süresi zammından yararlanamayacak.

Diğer İş Kollarında Çalışan Sağlıkçıların FHZ’si

Çalışan tabip, hemşire gibi fiili olarak yaptığı bu iş de bu sağlık işi ise görev yaptığı yer otel gibi diğer iş kollarından biri olsa bile yıpranma hakkından faydalanabilecek. Böyle işyerlerinin FHZ kapsamında tanımlanması işleminin de ilgili sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezi işveren servisleri tarafından yapılması gerekiyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Bağ-Kurlunun Aylıkları Geri İstenen Yetim Kızına Güzel Haber

Bağ-Kur kapsamında yetim aylığı alan kız çocuklarının 2013 yılından beri aylık kesilme sorunu vardı ve köşemizden bu konudaki gelişmeleri yorumlayarak duyurmuştuk.

Bahse konu yazılarımızda;

1/10/1972-3/10/2000 tarihleri arasında ve 8/8/2001-1/8/2003 tarihleri arasında ölen Bağ-Kur sigortalısından dolayı ölüm aylığı bağlanması için en az üç yıllık hizmeti bulunması, kendisinden dolayı erkek çocuklarına yetim aylığı bağlanması için;

“Çocuğun 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yükseköğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olması” şartı;

Kız çocuklarına yetim aylığı bağlanması için;

“Evlenmemiş olmak ve geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak” şartları arandığını,

Buna karşın Bağ-Kur sigortalısının ölümünün 4/10/2000-7/8/2001 tarihleri arasında veya 2/8/2003-1/10/2008 tarihleri arasında gerçekleşmesi halinde ölen Bağ-Kur sigortalısından dolayı ölüm aylığı bağlanması için en az 5 yıllık hizmeti bulunması, bu sigortalının erkek çocuklarına yetim aylığı bağlanması için;

“1479 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yükseköğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olma” koşulu,

kız çocuklarına yetim aylığı bağlanması için ise “Evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve 1479 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almıyor olmak” koşullarının arandığını,

Aylıklar Tahsil Edilmeye Başlanmıştı

Daha önce bu tarih aralıkları gözetilmeden bağlanan aylıklar için SGK’nın 2013 yılından beri aylık kesme ve geriye dönük beş yıla kadar aldıkları aylıklar için yersiz ödeme kapsamında borç çıkartma uygulaması yaptığını vurgulamıştık.

Nitekim bu uygulamaya ilişkin mağduriyetler yargıya intikal etmeye başlamıştı ve bu davalar gittiği Dairesine Göre Kazanılıyor veya Kaybediliyordu

Davalar Dairesine Göre Sonuçlanıyordu

Yargıtay 10.Hukuk Dairesi Kararları yetim aylığının bağlanmasında ölen ana-babanın ölüm tarihinde geçerli olan yasal kuralın uygulanacağını, sonradan lehe hükümlerden kaynaklanan hakların anne-babası daha önce ölen yetimlere uygulanamayacağı gibi bir kabul edilmesi zor kuralı esas alıyor, dolayısıyla bu daireye giden davaları davacı kaybediyordu.

21.Hukuk Dairesi ise aksini düşünüyor, değişikliklerden bireyin lehine olanın uygulanması gerektiğine hükmediyor, dolayısıyla bu daireye giden dosyaları ise davacı kazanıyordu.

2016 yılı Ekim ayından itibaren bizler bu tür dosyalarda için “Bekâr ve 5510 sayılı Kanun veya yabancı ülke mevzuatı kapsamında çalışması olmama ya da kendi sigortalılığı nedeniyle gelir/aylık bağlanmamış olma” kriterini kabul ettirerek yetim aylıklarını sulhen bağlatabiliyorduk. Elbette buradaki çalışmanın ceza infaz kurumları içinde yapılan çalışmalar, çırak ve stajyerlerin çalışmaları ile İş-Kur kursiyerlerinin çalışmalarını kapsamadığını da belirtelim.

Ancak 2016 öncesi için mağduriyet devam ediyordu.

Yani Bağ-Kurlu anne-babası babası 04.10.2000’den önce veya 08.08.2001 – 02.08.2003 tarihleri arasında vefat eden yetim kızların 01.10.2016 tarihinden önceki süre için yetim aylığı bağlanmasında bekâr ve geçimini sağlayacak düzeyde (Brüt asgari ücret) geliri olmama koşulu uygulanmaya devam ediliyordu.

Nihayet Son Nokta Kondu

İşte nihayet iki daire arasında gidip gelen dosyalardaki karar çelişkisi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na getirildi ve Yüksek Daire ders niteliğinde bir karar verdi.

“Davacının babasının 07.04.2003 tarihinde vefat ettiği göz önüne alındığında davacının ölüm aylığına hak kazandığı tarih, Anayasa Mahkemesinin 26.10.2000 tarihli iptal kararı ve 4956 sayılı Kanunun Resmi Gazetede yayımlandığı 02.08.2003 tarihleri arasında kalsa bile, sonradan yapılan yasal düzenleme ile ölüm aylığına hak kazanılır hâle getirilmiştir. Sonradan yapılan yasal düzenlemenin uygulanması söz konusu olacağından hem Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen hem Yerel Mahkeme kararında belirtilen 2926 sayılı Kanunun 27’nci maddesinin uygulanma olanağı somut olayda bulunmamaktadır.

Hâl böyle olunca davacının 07.04.2003 tarihinde vefat eden babasından dolayı ölüm aylığı alıp alamayacağı konusunda 1479 sayılı Kanun kapsamında ayrıntılı inceleme yapmak gereklidir. 1479 sayılı Kanunun “Eş ve çocuklara, ana ve babaya tahsis yapılması” başlığını taşıyan 45’inci maddesinin 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanunla değişik 2’nci fıkrasının (c) bendinde, sigortalının; 18 yaşını (veya ortaöğretim yapması hâlinde 20 yaşını, yükseköğretim yapması hâlinde 25 yaşını) doldurmamış veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul bulunan çocukları ile geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun evlenmemiş kız çocuklarına aylık bağlanacağı belirtilmiş, daha sonra 04.10.2000 günü Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bentteki “geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak” koşulu, bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama, bu kapsamdaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama” olarak değiştirilmiştir. Öte yandan 619 sayılı KHK ile 1479 sayılı Kanunun “Ölüm aylığının kesilmesi” başlıklı 46’ncı maddesinin ikinci fıkrasına, “Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olanı ödenir.” cümlesi eklenmiştir. Ancak söz konusu KHK, Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 gün 61/34 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu durumda söz konusu KHK’nın iptali nedeniyle eski kanun hükümlerinin aleyhe olan kısımlarının somut olayda uygulanması mümkün değildir.

Hükmüyle son noktayı koydu.

Bu noktada kimilerinin aklına “Hah emsal karar çıktı, SGK artık bu tahsilattan vaz geçer mi?” diye gelebilir. Hemen cevaplayalım, Hayır! Bu davanın sonucu doğrudan sadece davayı açanı ilgilendirir, emsal kararın başkasını da ilgilendirmesi için aynı sorunu yaşayan o bir başkasının da dava açması halinde bir anlamı olabilecektir.

Emeklilik Erteleten SSK/Bağ-Kur Çakışmalarında Sorunun Çözümü

Ülkemizde hizmet akdine dayalı olarak bir işveren yanında çalışan ücretliler sigortalılık açısından SSK (4/a) sigortalısı sayılıyorlar. Bir işyeri açarak veya şirket ortağı olarak bağımsız biçimde çalışanlar ise Bağ-Kur (4/b) sigortalısı sayılıyorlar. Kimi zaman bu iki sigortalılık hali aynı kişide gerçekleşebiliyor ki, bu durumda sigortada teklik ilkesi doğrultusunda biri geçerli sayılıyor.

İşte bu SSK ve Bağ-Kur sürelerinin çakışması halinde hangi sigortalılığın geçerli olacak uygulamasında 01.03.2011 tarihine kadar “Önce başlayanın kesintiye uğrayıncaya kadar geçerli olması” kuralı uygulanıyordu.

01.03.2011 tarihinden itibaren ise SSK/Bağ-Kur (4/a – 4/b) çakışması halinde SSK sigortalılığını geçerli olacağı uygulaması başlatılmıştı.

Ülkemizde kanunların sık değişmesi ve vatandaşın da her bir değişikliğe hemen vakıf olduğunun kabul edilmesi ve aslında hiç de öyle olmaması nedenleri ile özellikle emeklilik aşamasında sigortalılık çakışmalarından mütevellit hak kayıpları yaşanıyor.

Ortağı Olduğu Şirketten SSK’lı Bildirilenler

SSK/Bağ-Kur sigortalılık çakışmalarında SSK sigortalılığı geçerli dedik ama sorunun bir de öbür boyutu var. Zira bir de geçerli sayılan ama aslında öyle olmayan SSK sigortalılıkları da var. Bunların başını da ortağı olduğu şirketten SSK’lı olarak bildirilenler oluşturuyor.

Bu noktada da 01.10..2008 tarihinde 5510 sayılı Yasa ile yürürlüğe giren bir kural ile bu yasak getirilmiş ancak 01.10.2008 öncesinden beri ortağı olduğu şirketten bildirilenlerin durumlarında değişiklik olduğu sürece bu haklarının devam edeceği, değişiklik halinde yeni yasağa bunların da tabi olacağı kanunlaşmıştı.

Geçerlilik Durumda Değişikliğe Kadar

Bu kapsamda çok sayıda vatandaş ortağı olduğu şirketten sigortalı olarak bildirilse de 01.10.2008’den sonraki bir tarihte (Taşınma, bir şirketten diğerine aralıksız geçme v.b.) durumlar nedeniyle bu vasfını yitiriyor ve yitirdiğini bilmeden bu sigortalılığına devam ediyor.

Çoğu zaman da bu sorunlu durum emeklilik başvurusu yapıncaya kadar devam ediyor. Emeklilik başvurusundan 3-5 ay sonra da tabiri caizse kaynar kazan başına dökülüveriyor. Zira SSK Bağ-Kur’a üstün sayılsa bile geçerli olmadığı için kişi aslında uzun yıllardır Bağ-Kurlu olduğunun farkına son anda varıyor.

6645 sayılı ve 7143 sayılı Yasalarla primi ödenmemiş Bağ-Kur sigortalılıkları silinse bile böylesi durumlarda primi ödenmiş ve yersiz durumdaki SSK sigortalılığı primleri Bağ-Kur borçlarına sayılıyor ve Bağ-Kur süreleri böyle sigortalılar için silinmiyor, emekliliğe engel bir durum ortaya çıkıyor.  Zira daha zor olan Bağ-Kur emeklilik şartları bu defa oluşmamış oluyor.

Çakışan süreler içerisinde geçersiz olan sigortalılık statüsünde ödenen primlerin geçerli olan sigortalılık statüsüne aktarılmasında işverenlerden iptal nitelikte prim belgesi (aylık sigorta primleri bildirgesi, üç aylık/dört aylık sigorta primleri bordrosu veya aylık prim ve hizmet belgesi) düzenlenmesi istenilmiyor.

Çakışan Süredeki Primlerin Değerlendirilmesi

Çakışan süreler içinde (4/a) kapsamında ödenmiş primlerin (4/b) kapsamındaki prim borçlarına aktarılması esnasında 5510 sayılı Kanunun (4/a) kapsamındaki sigortalı hizmetlerinin iptali ve ödenen primlerin (4/b) kapsamındaki prim borçlarına aktarılması sırasında;

  • Sadece sigortalı hissesine isabet eden uzun vadeli sigorta kolları, genel sağlık sigortası primi ile işsizlik sigortası priminin aktarımı yapılması,
  • Sigortalı hissesinin çakışan dönemdeki (4/b) kapsamındaki prim borcunu karşılamaması halinde;

1- İşveren hissesinin de aktarılabileceğine dair işverenin yazılı muvafakati ile birlikte imza sirküsünün (işyeri dosyasında mevcut olup olmadığına bakılmaksızın) ibraz edilmesi,

2- İşverenin Kurumumuza gerek kendisine ait işyerlerinden, gerekse ortağı, üst düzey yöneticisi, alt işvereni ve işveren vekili olduğu işyerlerinden kaynaklanan herhangi bir borcunun bulunmaması

kaydıyla işveren hissesine isabet eden paraların sigortalının 4/b kapsamındaki prim borçlarına aktarımı yapılması gerekiyor.

İşverenin muvafakatinin olmasına rağmen SGK’ya borcunun bulunması halinde ise işveren hissesine isabet eden paraların öncelikli işverenin kendi borcuna mahsup edilmesi, artan bir tutarın kalması halinde, bu tutarın sigortalının 4/b kapsamındaki prim borcuna aktarılması gerekiyor.

  • Çakışan dönemde (4/a) kapsamında ödenen primlerin sigortalı hissesinin aynı döneme karşılık (4/b) kapsamındaki prim borcundan fazla olması halinde yeteri kadar sigortalı hissesinin ilgili dönem borcuna aktarılması icap ediyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Silinen Bağ-Kur Sürelerinin Bağlanacak Aylıklara Etkisi

2008 yılında 60 ay ve üzeri, 2015 yılında 12 ay ve üzeri borçların yanında 2018 yılında da 7143 sayılı Kanunla 31.05.2018 tarihine kadar ödenmemiş tüm Bağ-Kur prim borçları yeniden ihyası mümkün olarak silinmiş bulunuyor.

Bağ-Kur sürelerine ihtiyacı olmayanlar için çok olumlu bir getirisi olan bu son uygulamanın bir de bağlanmış ve bağlanacak aylıklara etkisi söz konusu.

Bu ne demek? Açıklayalım.

 

Emeklilik Başvurusu Yapan Bağ-Kur Borçlularının Durumu

01.08.2018 tarihinden önce SSK olsun, Bağ-Kur olsun, Emekli Sandığı olsun emeklilik başvuru şartlaırnı sağlayıp müracaatta bulunan ancak Bağ-Kur prim borçları nedeniyle aylık talepleri kabul edilmemiş olanlardan Bağ-Kur sigortalılıkları 01.08.2018 tarihi itibarıyla SGK’ca resen durdurulan sigortalıların aylıkları 01.08.2018 tarihini takip eden aybaşından başlatılması gerekiyor. Elbette bu durumda 01.06.2018 – 31.07.2018 tarihleri arası için borcu olanların bu borçlarını ödemiş olması gerekiyor. Zira 7143 sayılı Kanun ile Bağ-Kur borç sildirme olayı Haziran –Temmuz 2018 aylarını kapsamıyor.

Keza benzer durum ölen Bağ-Kur sigortalısından dolayı ölüm aylığı talebinde bulunanlar için de söz konusu.

18.05.2018 tarihinden önce SSK, Bağ-Kur, 4/1-c kapsamında iken ölen sigortalılardan dolayı ölüm aylığı talebinde bulunan, ancak sigortalının Bağ-Kur kapsamındaki hizmetlerine ilişkin prim borcu bulunması nedeniyle aylık talebi sonuçlandırılmayan hak sahiplerinin 7143 sayılı Kanundan yararlanmak istemeleri halinde, ölüm tarihi;

– 05.12.2017 tarihinden sonra olanlara ölüm tarihini/hak sahibi olma niteliğinin kazanıldığı tarihi izleyen aybaşından,

– 05.12.2017 tarihinden önce olanlara ise 05.12.2017 tarihini izleyen aybaşından,

itibaren zaman aşımı hükümleri de dikkate alınarak aylık bağlanması gerekiyor.

 

Silinme Kapsamındaki Borcu Aylık Bağlanma Sonrasında Tespit Edilenler

Malullük veya yaşlılık aylığı bağlanan sigortalılar için tahsis talep tarihinden, ölen sigortalılar için ise ölüm tarihinden önceki sürelere ilişkin prim borcu olduğu aylık bağlandıktan sonra tespit edilenlerden; söz konusu süreleri aylık bağlama işleminde dikkate alınmamış olanlar için tahsis talep ya da ölüm tarihi itibarıyla yeniden aylık hesaplanmakta, dikkate alınmış olanlar için ise aylıkların ödenmesine devam edilmekte, bu durumda olanların aylıkları durdurulmaksızın ve aylık başlangıç tarihleri değiştirilmeksizin prim borçlan ödenmekte olan aylıklardan kesilmek suretiyle tahsil edilecek.

 

Bağ-Kur Süresi Silinen Hak Sahiplerinin Durumu

Ölüm sigortasından yetim aylığı almakta iken Bağ-Kur kapsamında sigortalılıkları bulunması nedeniyle aylıkları kesilen hak sahiplerinin söz konusu sigortalılıklarına ilişkin prim borçlarının bulunması nedeniyle geçici 76 ncı maddeden yararlanarak sigortalılıklarının durdurulması halinde de aylık başlangıç tarihine ilişkin mevcut uygulamada herhangi bir değişiklik yapılmıyor. Yani devam eden Bağ-Kur sigortalılığı tespit edildiği için yetim aylıkları kesilen hak sahiplerinin bu kesilme olayına neden olan Bağ-Kur sigortalılığı 7143 sayılı Kanun ile silinse bile bu dönem için aylık talebinde bulunulamıyor.

Örneğin 01.04.2016 – 01.04.2017 tarihleri arasında primini hiç ödemediği Bağ-Kur sigortalılığı nedeniyle aylığının kesilmesi gerektiği tespit edilen yetim aylığı hak sahibinin bu durumu saptandığında 7143 sayılı Kanun gereği bu süresi borçlarıyla birlikte silinse bile 1 yıllık bu aylığın “Yersiz ödeme” adı altında tahsil edilmesi, bununla beraber 01.05.2018 tarihinden itibaren aylığının yeniden başvuru yapmış gibi bağlanması gerekiyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com