Yaşlılık Toptan Ödemesinde Son Genelge ile Neler Değişti?

Yaşlılık Toptan Ödemesi hep merak edilen konulardan biridir. Yaşlılık Toptan Ödemesi emeklilik yaşı gelip de emekli aylığı bağlanması için gerekli diğer koşulları tamamlayamamış olanların emekli olma hedefinden vazgeçip ödedikleri primleri toplu şekilde alabilmelerini sağlayan bir yasal hak oluyor.

Ancak 5510 sayılı Kanun öncesindeki uygulama gereği bu talepte “Dağın fare doğurması” ile karşılaşılması kuvvetle muhtemeldir. Zira 2008 Ekim ayına kadar enflasyon dikkate alınmaksızın güncellemesiz ödeme yapılıyor.

Evet, toptan ödemede 5510 sayılı kanun güncelleme katsayısı ile güncelleme hakkı getirerek bu konuda bir rahatlama sağlasa da 01.10.2008 itibariyle mülga kanunlar olan 506, 5434 ve 1479 sayılı kanunlar 2008 yılına kadar olan süreç için primleri olduğu gibi verme uygulaması öngörüyorlar.

Yaşlılık Toptan Ödemesi Nedir?

5510 sayılı Kanunun 31 inci maddesine göre yaşlılık toptan ödemesi, 4/a (SSK), 4/b (Bağ-Kur)  ve 15 Ekim 2008 tarihinden itibaren ilk defa 4/c sigortalısı olanlardan,

– Çalıştığı işten ayrılan, işyerini kapatan veya devreden,

– Kadınlar için 58, erkekler için 60 yaşını doldurduğu halde malullük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan,

sigortalılara yapılan ödeme oluyor.

Müracaat Yeri

Yaşlılık toptan ödemesi talebine ilişkin müracaatın 4/1-(a) (SSK) sigortalıları için çalıştığı işten ayrıldıktan, 4/1-(b) (Bağ-Kur) sigortalıları için işyerini kapattıktan veya devrettikten sonra kendisinin veya varsa vekilinin veyahut vasisince ilgili üniteye yapılması gerekiyor. 4/1-(c) sigortalılarının da kendisinin veya varsa vekili veyahut vasisinin Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığına örneği SGK’ca hazırlanan “Gelir/Aylık/Ödenek Talep Belgesi” ile başvurması icap ediyor.

Hesabı

Yaşlılık toptan ödemesinin tutarı, sigortalı;

– 4/1-(a) ve 4/1-(c) kapsamında ise kendi adına bildirilen,

– 4/1-(b) kapsamında ise kendisinin ödediği,

malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin (% 20) her yıla ait tutarının;

– Toptan ödemeye esas hizmet sürelerinin Ekim 2008 tarihinden önce olması halinde, 5510 sayılı Kanunun geçici 5 inci maddesi gereğince, bu Kanunla bazı maddeleri yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine (1479/39; 506/64; 5434/82) göre 1 Ekim 2008 tarihi itibarıyla hesaplanarak, 1 Ekim 2008 tarihi ile toptan ödemenin yapılmasına ilişkin yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için her yılın güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan tutarının,

– 1 Ekim 2008 tarihi ve bundan sonraki süreler için primin ait olduğu yıldan itibaren yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek tespit edilen tutarının,

toptan ödeme şeklinde verilmesi biçiminde uygulanıyor.

Ayrıca kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası primlerinin ise toptan ödeme yoluyla ödenmesi mümkün bulunmuyor.

Son Genelge ile Değişenler

2018/38 sayılı Genelgede bu konuda yeni olarak vurgulanan noktalar ise;

  • Sigortalının hizmet borçlanmalarının yaşlılık toptan ödemesine dahil edilmeyeceği,
  • Yaşlılık toptan ödemesi talebinde bulunup tarafına yaşlılık toptan ödemesi yapılan sigortalılardan, toptan ödeme tarihinden önce geçen hizmetlerinin toptan ödeme yapıldıktan sonra tespit edilmesi halinde, söz konusu hizmetlerin dahil edilerek toptan ödeme işlemi düzeltilecek olması,
  • Toptan ödeme yapıldıktan sonra yeniden çalışmaya başlayan sigortalıların toptan ödeme tarihinden sonra geçen çalışmalarının da talepte bulunmaları halinde toptan ödeme şeklinde verilecek oluşu,
  • Yaşlılık aylığı bağlanması veya toptan ödeme yapılması talebinde bulunan ve talep tarihi itibari ile yaşlılık aylığı için diğer şartları taşımakla birlikte gerekli prim ödeme gün sayısını sonradan tespit edilen hizmet süreleriyle tamamlayanlardan, toptan ödeme talebinden önce tahsis talebinde bulunanlara ilk tahsis talep tarihi, diğerlerine ise toptan ödeme talep tarihi esas alınarak aylık bağlanacağı ve bunlardan toptan ödeme yapılmış olanlara ödenen tutarların bağlanacak aylıklardan mahsup edileceği hususu

 

olmakta.

Örneğin 01.12.1988 tarihinde sigortalılığı başlayan ve toptan ödeme yapılması için aranan (Kadınlar için 58 erkekler için 60) yaş şartını yerine getiren sigortalının, yaşlılık aylığı talebinde bulunmaksızın doğrudan 01.07.2018 tarihli toptan ödeme talebine istinaden 2900 günlük hizmeti toptan ödeme olarak ödenmiştir. Ancak, dosyada yapılan incelemede sigortalının başka bir sicilde geçen 700 günlük hizmeti ile birlikte aylık bağlanması için aranan 3600 gün koşulunu yerine getirdiği saptanmış ise sigortalıya toptan ödeme talep tarihi olan 01.07.2018 tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığı bağlanması ve toptan ödeme tutarının bağlanacak aylıktan mahsup edilmesi gerekecektir.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

SGK’dan Muvazaalı Boşanmaya “Hülle” Kapısı

TDK’nın tanımına göre ”Medeni Kanun’un kabulünden önce, kocasından üç kez boşanan kadının, yine eski kocasıyla evlenebilmesi için yabancı bir erkeğe bir günlüğüne nikâh edilmesi” olayına hülle deniyor.

Boşanmanın Medeni Kanun öncesi sadece sözle yapılıp bu derece kolay olması karşısında “Hülle” metodu türetilmiş ki güya sonuçları itibariyle erkekler için caydırıcı olsun.

Hülle uygulaması ile eşini üç defa “Boş ol” diyerek boşayan erkeğin eşiyle yeniden bir araya gelebilmesi yeniden karı-koca olabilmesi için karısının bir başka erkekle evlenip sonra boşanması şartına bağlanmış.

Hülle tam bir hile aslında, yani aynı çiftin tekrar evlenebilmeleri için uydurulmuş bir hile yöntemi.

Peki, günümüzle ilgisi ne?

Olmaz mı? Bugün kurumlarımızla birlikte geçmişe “doğru – yanlış” demeden öykünen bir noktaya geldik.

Ülkemizde uzun süredir kız çocuklarının yetim aylığıyla ilgili bir muvazaalı boşanma olayı yaşanmakta. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilmekte ve bu kişilere ödenmiş olan tutarlar 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereği tahsil edilmekte.

SGK’nın denetim ve kontrolle yetkilendirilen memurlarının tespiti sonucu gelir veya aylıkları 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi gereği kesilmiş bulunan ve gelir/aylıklarının yeniden bağlanmasını talep edenlerden;

Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeniyle aylığı kesilen hak sahibinin,

  • Birlikte yaşadığı tespit edilen eşinin ölmesi,
  • Eşinin başka biri ile evlenmesi,

hallerinde hak sahibi eş veya kız çocuklarının aylıkları yeniden bağlanıyordu.

Şimdi 2018/38 sayılı Genelge ile buna bir durum daha eklendi.

Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeniyle aylığı kesilen hak sahipleri  “Kendisinin üçüncü bir kişiyle evlenerek boşanması” halinde de aylığı yeniden bağlanacak.

Yani boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle anne ve/veya babasından dolayı bağlanan yetim aylıkları kesilen kadın eğer kocasından başka bir erkekle evlenip boşanırsa anne-babasından dolayı aldığı aylığı yeniden bağlatabilecek. Uygulama tam anlamıyla “Hülleyi” çağrıştırıyor.

Aylıkların yeniden bağlanmasında, mülga (506, 1479, 5434 gibi) kanunlara göre bağlanmışsa kendilerinin boşandıkları tarihi veya boşandıkları eşlerinin ölüm veya evlenme tarihlerini izleyen ay başından, 5510 sayılı Kanuna göre bağlanmışsa talep tarihlerini takip eden ay başından başlatılması öngörülüyor.

Bu konuda yine 2018/38 sayılı Genelge ile;

  • Boşanmaları nedeniyle gelir/aylık talebinde bulunan eş ve kız çocukları ile evlenme ödeneği talebinde bulunan kız çocuklarından önceden taahhütname alınırken artık “Gelir/Aylık/Ödenek Talep Belgesi” alınması,
  • SGK’nın denetim ve kontrolle yetkilendirilen memurlarınca düzenlenen raporlarda belirli bir süre içinde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen eş ve kız çocuklarına söz konusu sürelerde ödenmiş olan tutarların, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan kısmının tahsil edilmesi, bu durumda fiilen birlikte yaşamanın sona erdiği tarihi takip eden ay başından itibaren aylık başlatılması,
  • Yurtdışında ikamet eden hak sahibinin boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığı hakkında araştırma yapılmaması da

Öngörülüyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

2018/38 sayılı Son SGK Genelgesine Göre Memurlar ve Askerler Nasıl Malûl Sayılacak?

2018/38 sayılı son SGK Genelgesi memurların yani 4/c sigortalılarının malûllük esaslarını da 2011/58 sayılı eski Tahsis Genelgesine göre daha geniş biçimde düzenliyor.

2011/58 sayılı Genelgede “Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, Kanunun 4/1-(a) ve 4/1-(b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60’ını, “  kaybedenlerin malûl sayılacaklarını vurgulamakla yetiniyordu.

Son Genelge bu tanıma 4/c sigortalılığı kapsamında bulunanlar için zaten ilgili yasasında da olan “Çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği SGK sağlık kurulunca tespit edilen sigortalıların malûl sayılacaklarını” ekliyor.

Kaldı ki zaten 4/c sigortalılarının malûllük tanımlarında “vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetmiş olma” yasal koşulu vardı. Yani 4/c sigortalıları hem çalışma gücünü en az yüzde 60 oranında kaybetme halinde ve hem de vazifelerini yapamayacak biçimde şekilde meslekte kazanma gücünü yitirmiş olma koşulunun sağlanması durumunda malûl sayılıyorlar.

Genelge ile eklenen bu tanımın anlamı malûllük sigortası hükümlerine tabi olma bakımından 15 Ekim 2008’den önce 5434 sayılı Kanuna tabi olan eski Emekli Sandığı iştirakçileri ile bu tarihten sonra ilk defa 5510/4/c sigortalılığına başlayan sigortalıların farkının olmadığının altının çizilmesi oluyor.

Malûllük Öncesi Sınıf Değiştirme Hakkı

4/c sigortalılarından malûl olduklarına karar verilenler, yazılı talepte bulunmaları halinde, haklarında malûliyet hükümleri uygulanmaksızın malûllüklerinin engel olmadığı başka vazife veya sınıflara nakil suretiyle tayinleri yapılmak üzere istifa etmiş sayılabiliyorlar.

Bunların istifa etmiş sayıldıktan sonra dahi, sınıf değiştirme hakkının uygulanmasını isteme hakları bulunuyor. Ancak, kurumlarında başka vazife ve sınıflara nakli mümkün olanlardan özel kanunlarına göre yükümlülük süresine tabi olanlar, bu yükümlülüklerini tamamlamadıkça veya malûliyetlerinin yeni vazifelerine de mani olduğuna dair usulüne uygun yeniden rapor almadıkça bu haklarını kullanma hakları bulunmuyor.

Memurların Sıhhi İzinle Malûllüğü

4/c sigortalılığı kapsamındaki sigortalılardan, vazifelerini yapamayacak derecede hastalığa uğrayanlar, hastalıkları kanunlarında tayin edilen sürelerden (genel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda yer alan süreler) fazla devam etmesi halinde, yine hastalıklarının mahiyetlerine ve doğuş sebeplerine göre malûl veya Kanunun 47 nci maddesi hükümlerine göre vazife malûlü sayılmaları gerekiyor.

Tedavisinin imkânsız olduğu sağlık kurulu raporuyla belirlenen hastalıklara uğrayanlar ise, sıhhi izin müddetlerinin bitmesi beklenilmeksizin SGK sağlık kurulunca “malûl” veya “vazife malulü” sayılıyorlar.

Sıhhi izin süresini dolduranların başka sınıf ve vazifelere nakledilerek göreve devam etme imkânları bulunmuyor.

657 sayılı Kanunun 105 inci maddesi uyarınca memura, aylık ve özlük hakları korunarak, verilecek raporda gösterilecek lüzum üzerine;

– Kanser, verem ve akıl hastalığı gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığı hâlinde onsekiz,

– Diğer hastalık hallerinde ise oniki

aya kadar izin verilmesi gerekmekte olup, gerektiğinde bu süreler bir katına kadar uzatılabiliyor.

Memurların hastalıkları sebebiyle yataklı tedavi kurumlarında yatarak gördükleri tedavi sürelerinin hastalık izinlerine ait sürelerin hesabında dikkate alınması gerekiyor.

Görevi sırasında veya görevinden dolayı bir kazaya veya saldırıya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memurun, iyileşinceye kadar izinli sayılması gerekiyor.

Askerlerin Sıhhi İzinle Malûllüğü

926 sayılı Kanunun 128 inci maddesi uyarınca ise subay ve astsubaylar;

– Barışta ve savaşta hizmet yapamayacak şekilde hastalanan subaylar ve astsubaylar, hastalıkları geçici veya geçici olup sekel bırakan hastalıklardan ise, ay ve gün hesabı ile her bir hastalığı için toplam olarak ve fiilen iki yılı geçmemek üzere, nekahet tedavisi, istirahat ve hava değişimi işlemine tabi tutulması,

– Kanser, her türlü kötü huylu tümör, verem, kronik böbrek yetmezliği ile akıl ve ruh hastalıkları gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığa yakalananlar, toplam olarak ve fiilen üç yılı geçmemek şartı ile tedavi, istirahat veya hava değişimine tabi tutulabilmesi,

– Barışta ve savaşta görev esnasında veya görev dışında, görevlerinden dolayı bir saldırıya veya kazaya uğrayan veya bir meslek hastalığına yakalanan subay ve astsubaylar yukarıda belirtilen sürelere bağlı olmaksızın iyileşinceye kadar izinli sayılması,

Gerekiyor.

Bu kapsamdakilerin hastalıkları sebebiyle hastanelerde geçen teşhis ve tedavi sürelerinin hastalık izinlerine ait sürelerin hesabında dikkate alınmaması gerekiyor.

Sıhhi izin süresinin hesabında; ilk hastalık izninin alındığı tarihten itibaren bir yıldan fazla ara vermeden aynı hastalık nedeniyle alınan rapor süreleri toplanacaktır. Ayrı ayrı hastalıklar sebebiyle alınan rapor süreleri birleştirilmeyerek ayrı değerlendirilecek ve aynı hastalık sebebiyle son istirahat raporunun bitiminden 1 yıl geçtikten sonra alınan raporlar da toplama dahil edilmemesi gerekiyor.

Kadın sigortalılara verilen doğum öncesi ve sonrası izinlerin, sıhhi izin süresi kapsamında değerlendirilmemesi de gerekiyor.

Örneğin; 01.02.2018 tarihinde 6 ay rapor alan bir sigortalı, 3 ay çalışıp 5 ay rapor almış, 8 gün çalışıp 4 ay rapor almış, 3 ay çalışıp 6 ay rapor almış, 12 gün çalışıp 5 ay rapor almış ise, raporların aynı hastalıktan dolayı alınmış olması ve uzun süreli tedaviyi gerektiren hastalık olmaması koşuluyla sıhhi izin süresini doldurmuş olacaktır. (6+5+4+6+5=26 ay)

Aynı hastalık için 01.02.2018 tarihinden itibaren fasılalı veya fasılasız 6 ay rapor alan sigortalı, raporunun bittiği 01.08.2018 tarihinden itibaren 13 ay çalıştıktan sonra aynı hastalık sebebiyle 9 ay rapor almış, göreve başlayarak 3 ay çalışmış ve 6 ay rapor almış ise; aradan 1 yıldan fazla zaman geçtiği için raporlar birleştirilmeyerek, sadece 15 aylık rapor değerlendirilecek ve 9 ay daha rapor hakkı bulunduğundan malûlen emeklilik yönüyle herhangi bir işlem yapılması icap etmeyecektir.

Personel Kanunları Olmayan İştirakçilerin Malûllüğü

Ayrıca, personel kanunlarına tabi olmayanların hastalık sebebiyle malûl sayılmalarına esas alınacak hastalık süresi hakkında kendi özel kanunları yürürlüğe girinceye kadar 657 sayılı Kanunun hastalık iznine ilişkin hükümleri uygulanması gerekiyor. Sigortalının personel kanunlarındaki yazılı sürelerden önce geçen hastalığı en çok bir yıl içinde nüksetmesi halinde eski ve yeni hastalık süreleri birleştirilmek suretiyle işlem yapılması gerekecektir.

Ancak, yedek subay veya er olarak ya da talim, manevra, seferberlik veya harp dolayısıyla görevleri ile ilgileri kesilmeksizin silah altına alındıkları dönemde malûl olup, bu malûllükleri asıl görevlerini veya işlerini yapmaya mani olmayanlar hakkında, bu hastalık veya engellilik halleri sebebiyle malûllük sigortasına ilişkin hükümler uygulanmıyor.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

SGK’dan Çifte Emekli Aylığına Yeni Kısmi Engel

SSK veya Bağ-Kur statüsünden emekli olduktan sonra memur olarak kamuya geçenler oluyordu. Kamuda sosyal güvenlik destek primi uygulaması olmadığı için bu memurlar 15 yıl ve 61 yaşı doldurduklarında bir de Emekli Sandığı emeklisi olabiliyorlardı.

Kamuda Emekli Çalışma Yasağı

Bu geçiş 2005 yılından itibaren 5335 sayılı Yasa ile kısmen yasaklanmıştı. Zira artık bu tarihten sonra hem emekli aylığı alıp hem de memur olmak ya da kamuda SSK sigortalısı olarak çalışmak yasaklanmıştı. Aylık alarak çalışanlar daha sonra bu emekli aylıklarını faiziyle ödemek zorunda kaldılar.

Bu tarihten sonra emekli aylığını kestirip sonrasında kamuda çalışanlar da 15 yıl Emekli Sandığı hizmetini ve 61 yaşını doldurduklarında yine ikinci emekli aylığına hak kazandılar. 15 yılı doldurmadan ayrılanlar da bu hizmetleri ile – ekseriyetle SSK emeklisiydiler – SSK emekli aylıkları ile bu sürelerini 2829 sayılı Kanun gereği birleştiremediler. Toptan ödeme olarak primlerini iade alabildiler.

Hizmet Birleştirme Engeli Vardı

Diğer statüden emekli aylığı bağlandıktan sonraki Emekli Sandığı kapsamındaki hizmetleri ile emekli olmadan önceki diğer statü kapsamındaki hizmetleri birleştirilemiyordu. Zira emekli olduktan sonraki normal çalışma statüsü farklı ise emeklilik öncesi ve sonrası hizmetler birleştirilemiyordu.

Eski – Yeni Memur Farkı

15.10.2008’den itibaren ilk defa kamuda memur olanlar ise haklarında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayan 4/c sigortalısı oldular. Emeklilik tarihi ve emekli aylığı hesaplama usulü bakımından 15 Ekim 2008 öncesinde bir şekilde T.C. Emekli Sandığı Kanunu kapsamında hizmeti olanlardan farklı ve daha olumsuz koşullara tabi bulunuyorlar.

İşte 2108/38 sayılı son SGK Genelgesi bu farklılığın altını iki kurumdan ayrı ayrı bağlanan çifte aylık (Dul-yetim aylığı değil) bakımından da kalınca çiziyor.

Bahse konu yeni Genelgeye göre;

15.10.2008 tarihinden sonra ilk defa sigortalı olanların 5335 sayılı Kanun kapsamında aylıkları kesildikten sonra Kanunun 4/1-(a) ve 4/1-(c) bendi kapsamında geçen hizmetleri Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği kısmi aylığın hesabında dikkate alınacak. Yani birleştirilebileceği için çifte aylık olmayacak.

Hizmet Birleştirme Engeli Kaldırıldı

Keza 2008/Ekim aybaşından önce “Kanunun 4/1-(a) (SSK) veya 4/1-(b) bendi (Bağ-Kur) kapsamında yaşlılık aylığı almakta olanlar ile bu tarihten önce sigortalı olup, Kanunun geçici 2 nci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanarak, 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi kapsamında aylıkları kesilenlerden Kanunun 4/1-(a) veya 4/1-(c) bendine tabi sigortalı olanların sigortalılıklarının sona erdiği tarih, yazılı istek tarihi olarak kabul edilecek”.

Söz konusu sigortalıların aylık kesildikten sonra Kanunun 4/1-(a) veya 2008/Ekim aybaşından itibaren ilk defa 4/1-(c) bendi kapsamında geçen hizmetleri, Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği kısmi aylığın hesabında değerlendirilecek. Diğer bir ifadeyle, aylık bağlanan statü ile aylık bağlandıktan sonra çalışılan statünün farklılığı halinde de, farklı statüde geçen hizmetler, kesilen aylığın statüsü değiştirilmeksizin kısmi aylığın hesabında dikkate alınacak.

Örneğin 4/1-(a) sigortalılığı kapsamında yaşlılık aylığı almakta iken 15.02.2018 tarihinde kamuya ait işyerinde 4/1-(c) kapsamında çalışmaya başlayan sigortalı 14.02.2020 tarihinde görevinden ayrılmışsa bu durumda sigortalının tahsis talep tarihi 14.02.2020 olarak kabul edilecek ve 4/1-(c) kapsamında geçen hizmetleri kısmi aylığın hesabında dikkate alınacak.

Fark Ne?

Bu durumda Ekim 2008 öncesi SSK ve Bağ-Kur emeklisi veya Ekim 2008 öncesi SSK, özel banka sandığı veya Bağ-Kur sigortalısı olup 2008 sonrası emekli olduktan sonra ilk defa 15 Ekim 2008 ve sonrasında 4/c sigortalısı olanlar ile 4/c sigortalılığından ayrıca emekli olamayacaklar. 4/c sigortalılığı kapsamındaki çalışmaları kamuda çalışmaya başlamaları nedeniyle kesilen önceki emekli aylıklarının hesabında değerlendirilecek.

Buna karşın 2008 öncesi diğer kurum emeklisi olup Ekim 2008’den önce kamuda Emekli Sandığı iştirakçisi olarak göreve başlayanlar ise şartlarını sağlamak kaydıyla iki aylık hakkını korumaya devam edecekler.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Yurtdışında Çalışmaya Başlayacak Emeklilere Yeni Genelge Bombası

Dünkü yazımızda SGK’nın 509 sayfalık 2018/38 sayılı son Genelgesinin çok sayıda değişikliği getirdiğini belirtmiştik. Bunları bu köşeden değerlendireceğimizi belirtmiştik.

İlk yazımızı değişiklik olduğu sanılan ama aslında değişmeyen bir konuya ayırmıştık.

Bugün de meydana gelen önemli değişikliklerden birine ayırdık.

Bilindiği üzere yurtdışı (Çalışma yahut ikamet) borçlanması yaparak emekli olanların emekli olduktan sonra yurtdışında çalışmaya devam etmeleri halinde aylıkları 3201 sayılı Yasanın açık hükmü nedeniyle kesilmesi gerekiyor.

Hal böyleyken SGK tamamen yurt içi hizmetler ile emekli olanların emekli aylıkları bağlandıktan sonra yurtdışında çalışmaya başlamaları halinde bu aylıklarını da 2014 yılına kadar kesiyordu. Bu mesnetsiz ve haksız uygulama karşısında doğru tezle dava açanlar haklarını geri alırken, dava açmayanlar bu duruma razı oluyordu.

Açılan bu davaların belli sayıya ulaşması nedeniyle SGK bu haksız uygulamasından vazgeçerek 2014 yılında artık tamamen yurtiçi hizmetlerle bağlanan aylıklara dair kesme uygulaması yapmayacağını deklare etmişti.

Ne var ki SGK’nın 2018/38 sayılı son Genelgesi bu konudaki uygulamasını yeniden değiştirmiş bulunuyor.

Söz konusu Genelgede;

Aylık talebinde bulunulduğu tarihte veya bu tarihten önce ülkemizin sosyal güvenlik sözleşmesi imzaladığı ülkelerde çalışmaları olanlar hariç olmak üzere Kanunun yürürlük tarihinden önce Türkiye’de çalışmaya başlayan ve yurt içi hizmet borçlanmaları dahil olmak üzere sadece bu çalışmalarına istinaden Kurumumuzca gerek malullük, gerekse yaşlılık aylığı bağlanan kişilerin, yurt dışında çalışmaya başlamaları halinde aylıklarının kesilip kesilmeyeceği hususunda aşağıdaki açıklamalar doğrultusunda işlem yapılacaktır.

– Kanunun yürürlük tarihinden önceki sosyal güvenlik kanunlarının mülga hükümlerine göre aylık bağlandıktan sonra ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanan ülkelerde çalışılmaya başlanması halinde, bağlanan aylıkların kesileceğine ilişkin anılan kanunlarda açık hüküm bulunmadığından Kanunun yürürlük tarihinden önceki sosyal güvenlik kanunlarının mülga hükümlerine göre malullük veya yaşlılık aylığı bağlananların sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış bir ülkede çalışılmaya başlamaları halinde aylıkları kesilmeyecektir.

– Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı olup, sadece 2008/Ekim ayından önceki yurt içi çalışmalarına göre bu tarihten sonra malullük veya yaşlılık aylığı bağlananların ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerde çalışmaya başlamaları halinde aylıkları ödenmeye devam edilecektir.

– Kanunun yürürlük tarihinden önceki sosyal güvenlik kanunlarının mülga hükümlerine ya da sadece 2008/Ekim ayından önceki yurt içi çalışmalarına göre bu tarihten sonra malullük veya yaşlılık aylığı bağlananların ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerde çalışmaya başlamaları halinde eskiden olduğu gibi aylıkları kesilmeyecektir.

– Kanunda, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı olan kişilerden malullük veya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra yabancı ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların aylıklarının kesileceğine dair açık hüküm bulunmaktadır. Yabancı ülke ile sosyal güvenlik sözleşmesi olup olmadığına bakılmaksızın, bu Kanun hükümlerine göre ilk defa sigortalı olduktan sonra malullük veya yaşlılık aylığı bağlananların yabancı ülkelerde çalışmaları durumunda aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilecektir.”

– Kanunun geçici 2 nci maddesine göre, malullük veya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanıp imzalanmadığına bakılmaksızın yabancı ülke mevzuatına tabi çalışmaya başlayanların aylıkları çalışma tarihini takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilecektir.”

Deniyor.

Son şıkka kadar sorun yok. Ancak son şık şu ana kadarki uygulamayı kısmen tersine çeviriyor.

Tamamen yurt içi hizmetlerle emekli olanları ikiye ayırıyor. 1 Ekim 2008’den önce emekli olanlarla 1 Ekim 2008’den sonra tamamı 1 Ekim 2008’den önce geçmiş hizmetlerle emekli olanların yurt dışı çalışmaları nedeniyle aylıklarını kesmeyeceğini bir kez daha belirtirken,

Yurt içi hizmetlerinin bir kısmı 1 Ekim 2008 öncesi bir kısmı da 1 Ekim 2008 sonrası olanların 4/a (SSK) yahut 4/b (Bağ-Kur) statülerinden bağlanan emekli aylıklarını yurtdışında çalışmaya başlamaları halinde keseceğini belirterek yeni bir niza alanı oluşturuyor. Yani Kurum vatandaş ile arasında yeni davalara kapı açacak yeni bir anlaşmazlık alanı ortaya çıkartmış oluyor.

Yani birtakım şarlatanlar kamuoyunda “yurtdışı borçlanması yaparak emekli olanların da aylıklarını alırken yurtdışında çalışmaya devam edebilecekleri” yönünde hayal satmaya devam ederken, gerçekte SGK’dan gelen bu yasal dayanaktan yoksun yasaklama hukuk ve dayanaktan yoksunluğu sırıtsa da hukuka saygının azaldığı ülkemiz gündemindeki gerçekliklere maalesef uygun düşüyor.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

SGK’nın Son Genelgesi ile Ev Kadınlarının Yurtdışı Borçlanması Hakkı Değişti mi?

SGK’nın tahsis alt mevzuatını tek bir genelgede birleştirme amaçlı 2018/38 sayılı Genelgesi hem boyutu hem de geçtiğimiz yedi yılda meydana gelen tüm değişikliklerle donatılmış olarak tahsis konusundaki tüm konuları içeren bir kaynak durumunda ortaya konmuş bulunuyor.

Bu konuda uzmanların yeni bir ödevi olarak da gündemdeki yerini almış durumda.

Genelgede yeni ve önemli çok sayıda değişiklik var ve bunları en kısa zamnda bu köşede dillendireceğim. Ama bir konu var ki aslında bir değişiklik getirmese de Genelgenin ilk çıkışından itibaren bir konuda muğlaklık ve kafa karışıklığına yol açıcı yönüyle özellikle dikkat çekiyor: Ev kadınlarının yurtdışı borçlanması. Ele alalım.

Bu konuda bahse konu 2018/38 sayılı Genelgede iki alt başlık düzenlenmiş, ilki;

Ev kadınlığı süreleri akit ülke mevzuatına göre sigortalılık süresi olarak kabul edilmediğinden bu süreleri borçlananların sözleşmeli ülkelerdeki ikamet başlangıç tarihleri Türkiye’de ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilmeyecektir. Ev kadınlığı sürelerini borçlananların sigortalılık başlangıcı 3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları gereğince tespit edilecektir.” Diyor.

Genelgede bu konuda dört örnek verilmiş. İki örnek bir alt başlığa diğer ikisi ikinci alt başlığa ait olarak verilmiş.

Örnek 1: Türkiye’de 1/8/2007 tarihinde çalışmaya başlayan kadın sigortalı Azerbaycan’da 1/2/1987-31/1/2006 tarihleri arasında geçen ev kadınlığı süresini borçlanmış ve borcunu ödedikten sonra 18/9/2014 tarihinde aylık talebinde bulunmuştur. Bu durumda, ilgilinin Türkiye’de ilk işe giriş tarihi Türkiye’de çalışmaya başladığı tarihten borçlandığı ev kadınlığında geçen 6840 gün geriye gidilerek 1/8/1988 olarak alınacaktır.”

Diyor. Örnekteki kişinin Türkiye’de herhangi bir sigorta başlangıcı 01.08.2007. 3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği “Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür” ve öyle de yapılmış. Yurtdışı hizmeti çalışma değil ikamet borçlanması olduğu için akit ülke olsa bile ödediği süre Türkiye’deki sigortalılık başlangıcından ödeme günü kadar geriye götürülen tarih oluyor.

İkinci örnek ise;

Örnek 2: Türkiye’de sigortalılığı bulunmayan vatandaşımız İzlanda’da 1/1/1994-31/12/2008 süresinde geçen 5400 gün ev kadınlığı süresini borçlanmıştır. Adı geçen, tahakkuk ettirilen borç miktarını 15/9/2014 tarihinde ödemiştir. Bu durumda ilk işe giriş tarihi, borcun ödendiği tarihten 5400 gün geriye gidilerek 15/9/1999 olarak belirlenecektir.”

Diyor. Yani Türkiye’de sigortası olmayan birinin akit ülke olmayan bir ülkedeki ev kadınlığı süre borçlanması ile ilgili ve elbette ev kadınlığı süresinin başlangıcı sigortalılık başlangıcı sayılmayacak. Türkiye’de de başlangıcı olmadığından 5400 günü ödediği tarihten 5400 gün öncesi başlangıç sayılacak.

Konuya ilişkin ikinci alt başlık;

3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde Türk sigortasına girişinden önce akit ülke sigortasına girdiği tarihin Türk sigortasına girdiği tarih olarak kabul edileceğine ilişkin özel hüküm bulunan ülkelerdeki sigortalılık sürelerini borçlananların, tespit edilen işe giriş tarihinden önceki yurt dışında geçen ev kadınlığı sürelerini de borçlanmaları halinde ilk işe giriş tarihi aşağıdaki şekilde tespit edilecektir:

a) Borç ödeme tarihi ile ilk işe giriş tarihi arasındaki sigortalılık sürelerinden bir kısmı borçlanılmışsa işe giriş tarihi, borç ödeme tarihinden toplam borçlanılan süre kadar geriye götürüldüğünde sözleşmeye göre belirlenen ilk işe giriş tarihinden önceki süreye gelmesi halinde bu tarih olarak alınacaktır.

Örnek: Avusturya’daki 1/1/1996-31/12/2016 tarihleri arasındaki sigortalılık süresinden 6910 gün ile 1/2/1991-30/6/1995 tarihleri arasındaki 1590 gün ev kadınlığı süresini borçlanma talebinde bulunan ve borcunu 1/1/2017 tarihinde ödeyen sigortalının ilk işe giriş tarihi borcu ödediği tarihten toplam borçlanılan gün kadar geriye gidilerek 21/5/1993 olarak belirlenecektir.

b) Borç ödeme tarihi ile ilk işe giriş tarihi arasındaki sigortalılık sürelerinden bir kısmı borçlanılmışsa işe giriş tarihi, borç ödeme tarihinden toplam borçlanılan süre kadar geriye götürüldüğünde sözleşmeye göre belirlenen ilk işe giriş tarihinden sonraki bir sürenin bulunması halinde sözleşmeye göre belirlenen tarih esas alınacaktır.

Örnek: Azerbaycan’daki 1/11/1996-30/11/2016 tarihleri arasındaki sigortalılık süresinden 3600 gün ile 1/1/1991-31/12/1994 tarihleri arasındaki 1440 gün ev kadınlığı süresini borçlanma talebinde bulunan ve borcunu 1/5/2017 tarihinde ödeyen sigortalının ilk işe giriş tarihi, borcu ödediği tarihten toplam borçlanılan gün kadar geriye gidilerek 1/5/2003 olarak belirlenecektir. Bu tarih, sözleşmeye göre belirlenen ilk işe giriş tarihinden önceki bir tarih olmadığından Azerbaycan’da çalışmaya başladığı 1/11/1996 tarihi ilk işe giriş olarak alınacaktır.”

Diyor.

Bu alt başlıktaki ilk örnek Türkiye ile sözleşmeli ülke olan Avusturya’da hem çalışma hem de ev kadınlığı süresini borçlanan bir vatandaşımızla ilgili. Ama dikkat edilirse bu kişinin Türkiye’de sigortalılık başlangıcı yok. O halde 3201 sayılı Yasa gereği bu kişi de borçlanma yapabilir ama Bağ-Kur kapsamında yapabilir. Zira 3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre “Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir.”

Bu kişide akit ülke sigorta başlangıcının emeklilik hakları bakımından başlangıç sayılmamasının nedeni borçlanma statüsünün Bağ-Kur olmasıdır.

Son örnek de yine akit ülke olan Azerbaycan’daki süresini, borçlanma örneğinde de keza kişinin Türkiye sigorta girişi bulunmuyor. Öyle olunca da 3201 sayılı Yasa gereği borçlandığı hem çalışma ve hem de ev kadınlığı sürelerini Bağ-Kur süresi olup sigorta başlangıcı borcun ödendiği tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarih oluyor.

Bu haliyle bile yeterince kafa karıştıran bu konuda SGK’nın yer vermesi gereken bir örnek de Türkiye’de borçlanma öncesi son statüsü SSK olan bir vatandaşın daha öncesinde akit bir ülkedeki hem çalışma ve hem de bunun da öncesinde ev kadınlığı süresini borçlanmasına dair bir örnek olmalıydı. Üstelik pratikte yurtdışındaki ev kadınlığı sürelerini borçlananların çoğu Bağ-Kur kapsamında değil SSK kapsamında borçlanma yaparken dört örneğin üçünü Bağ-Kur kapsamındaki yurtdışı borçlanmasına münhasır kılma  kılma hangi aklın ürünüdür anlamak kabil değil. Diğer örnekte de kişinin son statüsü SSK olsa da akit ülkede yurtdışı çalışması bulunmadığından en çok rastlanan durumlara örnek teşkil etmiyor.

Örneğin Türkiye’de 2016’da SSK sigortalılığı başlangıcı olup akit ülke Almanya’da Nisan 1992’de çalışma başlangıcı olup 1988-1992 yılları arası yine Almanya’da ikamet eden ve bu sürede hiç Türkiye’ye tatile gelmeyen 1970 doğumlu bir kadın sigortalının 1992-2003 arasındaki çalışma süresi ile 1988-1992 arası ikametgah süresinden 1440 günü ödeyerek sigortalılık başlangıcının 1988 Nisan olmasını sağlaması mümkündür ve bu Genelgede buna aykırı hiçbir hüküm bulunmuyor. Ancak örneklere bakıldığında bu en çok görülen duruma dair bir örnek verilmeyip tüm örnekleirn arızi durumlara münhasır kılınması yanlış anlaşılmaya zemin hazırlamış oluyor.

Yani verdiğim örneğe benzer yeni bir örnekle açıklığa katkı sağlanmazsa bu durum hem Kurumun hem de vatandaşın işini zorlaştıracağa benziyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

4/c Sigortalılarına Önemli Uyarılar

15 Ekim 2008’den sonra ilk defa memur olarak 4/c sigortalısı olanların emeklilik tarihleri bakımından ötelenme riski ile karşı karşıya olduklarını, emekli aylıkları bakımından da 5434 sayılı Kanuna tabi eski iştirakçiler gibi ek gösterge bazında aylığa hak kazanamayacakları bakımından da dezavantajlı olduklarını geçmiş yazılarımızda belirtmiştik.

Bugün de bu kapsamdakilerin yurtdışı borçlanması bakımından taşıdıkları risklere değineceğiz.

Yurtdışı borçlanması yurtdışında çalışan erkek sigortalılar ile yine yurtdışında çalışan veya ikamet eden kadın sigortalılar için önemli bir hak. Bu hak, değerini yurtdışındaki vatandaşlarımız nasıl tam olarak bilmedikleri ve bu nedenle olması gerektiği gibi değerlendiremedikleri, yurt içinde olanların hep var olduğunu sandıkları, ihtiyaç duyduklarında da hayal kırıklığı yaşayarak öğrendikleri bir hak.

Rasgele kendileri veya aylık hesabını bilmeyen şarlatanlara yaptırdıklarında zarar ettikleri, uzman nezaretinde yaptırdıklarında da layıkı veçhile değerlendirdikleri de bir vakıa.

4/c Sigortalılarının Yurtdışı Borçlanması

Konunun bugün değineceğimiz yönü yurtdışı borçlanmasının sayılacağı statü. Yurtdışı borçlanması yaparken tabi olunan son statüye sayılan bu hizmetlerde bu konuya dikkat etmek gerekiyor. Aksi halde işlemi geri almak veya yeni baştan yapmak gerekiyor.

İlk defa 15 Ekim2 2008 tarihinden itibaren 4/1-(c) kapsamında sigortalı olanlara ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesinin yedinci fıkrasının; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre ilk defa sigortalı olanların sigortalılık başlangıç tarihinden önceki süreleri, bu Kanunun 41 ve 46 ncı maddeleri, 5434 sayılı Kanunun ek 31 inci maddesi ile 3201 sayılı Kanuna göre borçlandırılmaları halinde, sigortalılığın başlangıç tarihinin geriye götürülmesini ve haklarında bu Kanunun geçici maddelerinin uygulanmasını gerektirmez.”

hükmü uyarınca 2008 yılı Ekim ayı başından sonra ilk defa 4/c sigortalısı olan ve diğer sigortalılık statüleri dahil, 3201 sayılı Kanuna göre yurt dışı hizmet borçlanması yapan sigortalıların aylık talepleri Kanunun 53 üncü maddesine göre tespit edilecek sigortalılık statüsü ile bu statünün öngördüğü şartlara göre sonuçlandırılması gerekiyor.

3201 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının; “5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki yurt dışı borçlanma süreleri de, aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilir. Bunların aylıklarının hesabında 5510 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi hükümleri uygulanır.”

hükmüne göre aylıkların hesabı Kanunun geçici 2 nci maddesine göre yapılması gerekiyor.

4/c Sigortalılarının 2008 öncesi Hizmeti Bağ-Kur Sayılır

Örneğin ilk defa 2009 yılında 4/c sigortalısı olan 01.07.1958 doğumlu erkek sigortalı Norveç’te 1987-2003 tarihleri arasında geçen 5760 gün (16 yıl) hizmet süresini borçlanmış olsun. Sigortalı, adına tahakkuk eden borç miktarını 12.11.2018 tarihinde ödemiş ve 13.11.2018 tarihinde yaşlılık aylığı talebinde bulunmuşsa, sigortalının yurt dışında geçen ve borçlanılan 1987-2003 tarihleri arasındaki 5760 günlük (16 yıl) hizmet süresi 4/1-(b) kapsamında değerlendirilecek, 2009-2018 tarihleri arasındaki 3240 gün (9 yıl) 4/1-(c) kapsamındaki hizmet süresi ile toplam 9000 prim ödeme gün sayısı olacaktır.

Sigortalı son defa tabi olduğu 4/1-(c) sigortalılık hali esas alınarak aylık talebi 60 yaşını doldurmuş olduğundan ve 9000 günden fazla prim ödeme gün sayısı olduğundan 2008 öncesi sürelerin tıpkı Bağ-Kur süresi gibi değerlendirilmesi, 2008 sonrası süreleri de 5510 sayılı Kanuna göre hesaplanarak aylık bağlanması gerekiyor.

Her zaman son 7 Yıl yıla bakılır mı?

Yine örneğin Türkiye’de 4/c sigortalısı memur olarak 2012 yılında çalışmaya başlayan 1963 doğumlu erkek sigortalı İngiltere’deki 1986 – 2006 yılları arasında geçen 20 yıl hizmet süresini 2018 yılında borçlanmış olsun. Sigortalı aylık talebi yaptığında yurt dışında geçen ve borçlandığı hizmet süresi 4/b sigortalılığı kapsamında, 2010-2015 yılları arasındaki 6 yılı da 4/c sigortalılığı olarak kabul edilmesi ve son 7 yıla bakılmaksızın toplam hizmet süresi göz önüne alınarak 4/b sigortalılığından emekli edilmesi gerekiyor.

Eğer bu sigortalının örneğin 2007 yılında 1 gün bile yurt içi hizmeti olsaydı son 7 yıla göre 4/c sigortalılığından emekli edilecekti.

Son tahlilde; özellikle ilk defa 15 Ekim 2008 ve sonrasında memuriyete atananları emeklilik hakları konusunda doğru biçimde bilgilenme gereklilikleri konusunda bir kere daha uyarmak istiyorum. Zira bu kesimden hemen tamamı Ekim 2008 öncesinde Emekli Sandığı iştirakçisi olanlar gibi “Ek gösterge” endeksli olarak aylık almayacaklarını, emeklilik tarihlerinin 5510 sayılı Kanuna göre belirleneceğinden dolayı daha geç emekli olacakları konusundan bihaber bulunuyorlar. 2018/38 sayılı son SGK Genelgesinde de vurgulandığı üzere bunların yurtdışı borçlanması hakları da bu yazıda vurguladığımız üzere önemli dezavantajlar içeriyor.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Kıdem Fonu Tartışmaları Yine Gündemde

Gündem yine kıdem tazminatı, iş bu kez ciddi. Çünkü bu girişimin itiraz eden kesimi olan işçi tarafının gelişen süreç içinde sesi daha da kısıldı.

Kıdem tazminatı mevcut halde, emekli aylığı bağlatırken, işten işverence geçerli veya geçersiz nedenle çıkarılma halinde, işçinin haklı nedenle iş akdini feshi halinde, ölüm halinde, kadın çalışanların evlenmesi halinde, erkek çalışanların askere gitmesi halinde ve 08.09.1999 öncesi sigorta girişliler için 15 yıl ile 3 bin 600 gün şartlarını sağlama halinde alınabiliyor.

Çalışanlar tazminat hakkı olarak her bir yıl için bir aylık brüt ücret tutarında tazminat alabiliyor. Bu da ay başına %8,33 orana tekabül ediyor.

Geçmiş 15 yılda 6-7 kez gündeme gelen bu konu her defasında “İşçilerin yararına olacak” propagandasına tabi tutulsa da bir türlü bu dolma yedirilip de çıkartılamamıştı.

Yine propaganda kutusu işliyor, gazetelerin çoğuna bakın, “İşçilerin iyiliği için kıdem fonu çıkartılıyor” yaygarası fena halde yapılmakta.

Kıdem tazminatı almak için 1 yıl beklenmeyecek (miş). Evet bir yıl hizmet olmazsa kıdem tazminatı hakkı doğmuyorsa, 1475 sayılı İş Kanunun 14 üncü maddesinde bir cümle eklenmesi ile bu mesele düzelir. Neden komple değişiyor?

Kıdem fonuna ilişkin çıkacak yeni Kanunun yürürlüğe girdikten sonraki süreç için kıdem tazminatı hakkı iş değişikliklerinde etkilenmeyecek, havuzda birikecekmiş.

Birikecek de ne zaman alabilecekmiş? Henüz taslak gün yüzüne çıkmadı, ama gündeme yansıyan sadece yeni ev alanlar, emekli olanlar ve ölenlerin hak sahiplerinin alacağı yönünde.

Her ay için 30 gün yerine 21 günlük kıdem tazminatı ödemesi öngörüldüğünden aylık oran 5,84 oluyor. Bu durumda her ay brüt maaşın yüzde 5,84’ü hesaba aktarılmış oluyor. Söz konusu hesap aynı zamanda bazı fonlarda değerlendirilip nemalanacağından kaybın önleneceği ileri sürülüyor. (Peki, bu yıl BES ödeyen vatandaşın devlet katkıları nemalanacağına düşmüş, bu nasıl oluyor? Demek ki artacağı da bir varsayımdan öte bir şey değil)

Fon işçilerin kıdem tazminatı hakkını oransal olarak budamasının ve alma hakkı seçeneklerini azaltmasının dışında işverenler için de cazip değil. Zira işverenlerin işçi başına daha az tazminat ödeyeceği varsayılsa da her bir işçi için ay be ay Fona prim gibi para yatıracak olması onlar için yeni bir maliyet kalemi anlamına geliyor. Vergi ve primlerin oranlarının yüksekliği yanında bu da yeni bir handikap oluşturacak.

Küçük işverenler içinse ayrı bir tehlike daha söz konusu. Uzun yıllar yetiştirdiği nitelikli ve kalifiye personeli büyük işverenlere kaptırma tehlikesi açık. Zira tazminatını yakma korkusu olmayan çalışan cazip bir teklif gördüğünde eski işverenini kolayca bırakıp gidebilecek.

10 yılını dolduran Fondan parasını çekebilecek şayiası da yanlış anlaşılıyor. Taslakta “10 yılını dolduran sorgusuz sualsiz parasını çekebilecek” diye bir hüküm var mı yok mu net değil, o ayrı da bunu duyanlardan önemli bir kesimi “Hah, ben 10 yıldır çalışıyorum, kanun çıkarsa hemen tazminatımı alayım” diyor ama böyle bir şey de yok. Böyle bir hüküm olsa bile kanun çıktıktan sonra 10 yıl Fona adına kıdem primi yatırılırsa bunu çekebilecek şeklinde uygulanacak.

Son tahlilde Hükümetin İşsizlik Fonu gibi tepe tepe kullanabileceği yeni bir kaynağa ihtiyacı olduğu gerçeği kamufle edilerek hep işçinin lehine diye sunulmaya çalışılan bu Fon her girişimde akamete uğramaktan kurtulamadı, bir türlü çalışanlar lehine olduğuna inanmadı. Ben de seçime kadar çıkacağını sanmıyorum, ama seçimden sonra iş ciddi gibi. Nihayetinde bu yoklamalar “Varlığı hala kabul edilmeyen ekonomik ve finansal kriz” gerekçe gösterilip gerçek olarak gün yüzüne çıkartılabilir.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Emeklilik Planlama mı “2018 mi Yoksa 2019’da mı Emekli Olsam?” Sorusu mu Önemli?

Emeklilik insanın çalışma yaşamından düşmesinden sonraki hayatıdır. Her yaşın güzelliği vardır derler ama emeklilik dönemi bireyler için görece olarak hastalıklarla, düşkünlükle daha çok mücadele edildiği bir dönemdir. O nedenle de parasal desteğe daha çok ihtiyaç olabilir. İşte bu dönemde bireyin en sadık dostu emeklilik hakkı olacaktır.

Gençler emeklilik düşlemez, giderek çoklarının gençliğinde “Sigorta istemem sen bana parasını ver gösterme” demişliği vardır. Taşı sıksa suyunu çıkarmaktadır, buna güvenir. Bunların istisnasız hepsi de ileri yaşlarda ya da bir vakitsiz ağır hastalık veya kaza halinde derin pişmanlık yaşarlar.

Bir kesim de bağımsız çalışmakta ve iyi de para kazanmakta olanlar arasından çıkar. İyi para kazandığı içi yüksek hayat standardı içinde yaşayanlardan bazıları bu standardın etkisinde kalarak emeklilik hakkını küçümser ve “Oooo emekli aylığına kaldıysak öldük” der ve hiç bu konuya özen göstermez.

Oysa emeklilik hayatında en önemli desteğin biri sadık bir eş ise diğer bir önemli destek emekli aylığıdır. Zira mala mülke haciz gelebilir tüm maddi birikim kaybedilebilir ama emekli aylığı tuğla gibi durur, destek olmayı sürdürür.

Elbette gerçek emekliliği kastediyorum. Bugünlerin flaş gündem konusu “BES”i kastetmiyorum elbette.  Zira ölene kadar destek ile bir ilgisi olmayan, daha çok yatırım danışmanlığını andıran bu tasarruf uygulamasını bildiğimiz anlamda emeklilik olarak görmek mümkün değil.

Gerçek emeklilik kamunun Sosyal Güvenlik Kurumu eliyle sağladığı emeklilik, ondan bahsediyorum. Ama burada da bir handikap var, halkımızın “Saldım çayıra Mevlam kayıra” anlayışından kaynaklanan vurdumduymazlığı. Bu huyu ona çok kaybettiriyor, o bunun farkından oluyor veya olmuyor ama kaybettiriyor.

Kimi her ay prim ödüyor, bankaya yatırır gibi her ay prim yatırıyor, ama bu prim neyine yarıyor ya da yaramıyor, üzerinde hiç düşünmüyor.

Kimi bir dönem prim ödemiş bir gayretle iyi bir hakka kavuşacak ama oralı bile değil, üstelik ihtiyacı da varken. 1965 sigorta girişi olup 15 yıldan beri 3600 günle emekli aylığı alabilecek iken hala emekliliğe hak kazanamamışlar olabiliyor.

Oysa emekliliğine 3 yıl kalan 5 yıl kalan veya 10 yıl kalanın bile vakit yitirmeksizin emekliliğini planlaması gerekiyor. Aksi halde bir kesim vakit yitirirken bir kesim boş yere parasını her ay götürüp çöp tenekesine atmış oluyor.

Bütün bunları atlayan halkımızdan 2018 yılının son üç ayında emekliliğe hak kazananlardan bazıları bugünlerde şunu merak ediyor, şimdi mi emekli olsam, yeni yılın ilk ayında mı?

İşte yazımın başlığını da bu amaçla attım, oysa bugünleirn gözde sorusu olsa da “Hangi yıl” sorusu emeklilik planlamasının son adımlarından sadece biridir.

2018 yılı ikinci altı aylık dönemindeki % 9,17 ve ilk altı ayındaki % 5,69 oranları 2018 yılında emekli olanların yararlandığı bir aylık unsuru. 2019 yılında emekli olacaklar ise halen belli olmayan ama yüzde 25’ler gibi tahmin edilen 2018 yılı total TÜFE oranı ile ülke büyüme hızı oranından müteşekkil yeni bir güncelleme katsayısı ile kazançlarını bir fazla çarpan ile güncelletmek hakkını elde edecekler. Ocak ayı enflasyon farkını ise zaten her iki kesim de almış olacak.

Tabii 2018 yılında emekli olan örneğin Kasım ayında olan Ocak ayında olana göre iki maaş daha fazla almış olacak. İşte bam teli de burada, oransal fazlalığın tutarı ile kayıp iki maaşın tutarı kaç yılda birbiriyle eşitlenecek, kararda bu nokta önemli.

Eylül ayı dâhil TÜFE oranı henüz % 24,80 olup 2018 yılının son üç ayının ne getireceği henüz belli olmamakla birlikte mevcut fiyat artışları göz önüne alındığında yıllık bu oranın biraz daha üzerinde oluşabilecektir.

Güncelleme katsayısını oluşturan TÜFE dışındaki diğer unsur olan ülke büyüme hızı (Yüzde 30’u) ise Nisan ayında belli olacağından 2019 yılı başlarında bağlanan aylıklar o tarihte bir daha güncellenecektir.

Bu fazla güncelleme katsayısından net kazanım sigortalının gün sayısının üç döneme dağılımına, bağlanacak aylığın düşüklüğü ya da yüksekliğine göre değişeceğinden herkes için kişiye özel bir hesaplama yapılarak net farkın görülüp ona göre karar verilmesinde yarar bulunuyor.

Son tahlilde; 2018 sonunda mı yoksa 2019 başında mı emekli olsam sorusu bazıları için elbette önemlidir, ancak emeklilik planlaması herkes için çok daha önemlidir.

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com

Konkordato İlan Edilen İşyerlerinde İşçi Hakları

Konkordato son aylarda ardı ardına kamuoyunda bilindik markalar hakkında ilan edilmesiyle çokça duymaya başladığımız bir yargı uygulaması.

Konkordato üç aylık geçici mühletten sonra bir yıl kesin mühlette başvuruya konu şirketi alacaklılarından koruyarak düze çıkmasına fırsat verilmesini amaçlayan bir ticaret önlemi olarak mevzuatımızda yerini çoktan almış bulunuyor.

Konkordato bu yılın Şubat ayında 7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu daha işlevselleştirilerek “İflas erteleme” müessesesinin yerini almıştı. İflas erteleme müessesesi ise 15 yıl gibi kısa bir zamanda yıpranma emareleri gösteriyor ve çokça şikâyete neden oluyordu. Hatta OHAL döneminde uygulanması yasaklanmıştı.

Daha önce de icra ve iflas mevzuatımızda yer alan ama gölgede kalan konkordato son kanunla güçlendirilerek yeniden düzenlenmişti.

Konkordatoda bu yıl yapılan değişiklik de aynı 7101 sayılı kanunla kaldırılan “İflas erteleme” gibi Dünya Bankasının zorlamasıyla yapılan bir değişikliğin ürünü ve borca batık şirketin alacakılarıyla gerek vadenin uzatılması ve gerekse borcu bir bölümünün tasfiyesi gibi talepler konusunda mahkeme gözetiminde anlaşma arayışı oluyor.

Konkordato 3 aylık geçici mühletin 2 ay daha uzatılabilmesi ve 1 yıllık kesin mühletin de 6 ay daha uzatılabilmesinin mümkün oluşuna bakılırsa toplam 23 aya kadar uzayabiliyor.

Konkordato kararını süreç başında atadığı konkordato komiser yahut komiserlerinin vereceği rapora göre Asliye Ticaret Mahkemeleri veriyor.

Konkordato projesi;

•          Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yüzde 50’sini veya

•          Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacaklıların üçte ikisini,

Aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmişse kabul edilmiş sayılıyor.

Tedbir kararları da konkordatonun sonuçları oluyor.

Konkordato ve İşçi Alacakları

Bahse konu tedbir kararları;

•          İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları,

•          İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları,

•          İflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları.

Gibi imtiyazlı borçlar dışındaki borçlar hakkında açılmış icra takiplerinin durdurulmasına bundan sonrası için yeni icra takibi yapılmamasına karar vermektedir. Hatta bu kapsamdaki alacakların tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması konkordatonun onaylanmasının koşullarından sayılıyor. Bu kapsamdaki imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takibi, mühlet içinde bile olsa yeni takip başlatılması, başlatılmış takiplerin sürdürülmesi mümkün bulunuyor.

Bankaların rehinli alacakları için bile takip yapılsa da işletmenin faaliyetinin devamına engel olacak haciz işlemlerine izin verilmiyor.

Konkordato firmayı koruyor korumasına ama bu defa firmadan alacağı olan firmaları zor duruma düşüreceği açık bulunduğundan bu defa domino etkisi gibi diğer firmaları maddi açıdan zor düşürecek nitelikte bulunacağı da açık bulunuyor.

İşyeri işçileri eğer işverenleri hakkında konkordato kararı alınmışsa alacakları hakkında takip yaptırabilecekleri gibi Ücret Garanti Fonuna başvurmaları da mümkün bulunuyor.

İşçilerin ÜGF Hakkı Nedir?

İşsizlik sigortasına tabi sigortalılar işverenlerinin ödeme güçlüğüne düşmesinden önceki son bir yıl içinde aynı işyerinde çalışmış iseler sadece brütleri SPEK tavanını aşmamak koşuluyla gerçek ücret alacakları bakımından ve de yalnızca üç aylık ücret alacaklarıyla sınırlı olarak ÜGF’den yararlanmaları mümkün bulunuyor.

İş-Kur tarafından ücret alacağının ödenebilmesi amacıyla yapılacak başvurunun iş sözleşmesinin devam edip edilmediğine bakılmaksızın konkordato ilan edilen işyeri işçisinin

  • Yetkili Mahkemece verilen Konkordato Mühletine ait kararın tasdikli sureti
  • veya yurt düzeyinde tirajı 50.000 üzerinde en yüksek beş gazeteden birinde yapılan mühlet ilanı
  • veya Ticaret Sicil Memurluğundan alınacak konkordatoya ilişkin belgelerden,

biri ile şahsen veya vekili (noter tasdikli vekâletnameyi haiz vekil) aracılığıyla İş-Kur’a  gerçekleştirmesi gerekiyor.

Alacaklı işçi yukarıda sayılan evraklarla birlikte İş-Kur ünitesine başvurduktan sonra, İş-Kur gerekli araştırmayı yaparak belgelerde herhangi bir eksiklik bulmaması halinde ücret alacağının, işçinin İş-Kur’a başvuru tarihini izleyen ayın sonuna kadar ödenmesi gerekiyor.

 

Şevket TEZEL

Fahrettin Kerim Gökay Cad. No:21/1

Hasanpaşa-Kadıköy/İSTANBUL

Tel: 216-5506009

Faks: 216-5506007

Gsm: 551-1008282

kadikoy@alitezel.com

sevket@tezel.com